Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2021/2531 E. 2021/2089 K. 08.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2531
KARAR NO : 2021/2089
KARAR TARİHİ : 08.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm süresi içinde taraflar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı yüklenici vekili, müvekkili ile davalı arasında düzenlenen 13.06.2008 tarihli sözleşme ile Merkez Efendi Devlet Hastanesi Ek Bina İnşaatının yapımı işinin kararlaştırıldığını, işe başladıktan kısa bir süre sonra taşınmazın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olduğu belirtilerek inşaatın durdurulduğunu, sözleşmesinin feshinde müvekkilinin bir kusuru bulunmayıp, davalının kusurundan dolayı zarara uğradıklarını ileri sürerek, yapmış olduğu masraflar ile kâr kaybı da dahil olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı iş sahibi vekili, hukuki imkansızlık sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kaldı ki, idarenin kusurlu olduğu kabul edilse dahi, davacının da beklemeyi kabul etmesi nedeniyle sonucun meydana gelmesinde kusurlu bulunduğunu, dava konusu taşınmazla ilgili davadan davacının haberdar edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 65.425,66 TL.nin davalıdan tahsiline, kâr kaybı ile manevi tazminat istemlerinin koşulları oluşmadığından reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 08.04.2015 tarih, 2014/3199 Esas ve 2015/1875 Karar sayılı kararı ile davacı yüklenicinin kâr kaybı alacağının 818 sayılı BK’nun 325. maddesindeki yönteme uygun şekilde hesaplanması gerektiği gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne, 19.114,81 TL menfi zararın ve 111.000,00 TL kâr kaybı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararı davalı vekili temyiz etmiş, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 07.05.2018 tarih, 2018/558 Esas ve 2018/1794 Karar sayılı kararı ile kâr kaybının bozma ilâmında belirlenen ilkelere uygun şekilde hesaplanmadığı gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozmaya uyyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, 19.114,81 TL menfi zarar ve 110.400,00 TL kâr kaybı alacağı olmak üzere toplam 129.514,98 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri yasal süresi içerisinde temyiz etmişlerdir.
1- Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Hükmüne uyulan Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 07.05.2018 tarih, 2018/558 Esas ve 208/1794 Karar sayılı kararında; mahkemece bozma ilâmına uyulduğu halde gereklerinin yerine getirilmediği belirtilerek, sözleşme feshedilmemiş olsaydı fesih tarihinden işin bitmesi gereken tarihe kadar yüklenicinin boşta kalması sebebiyle başka bir iş yapmaması ve kazanç temin etmemesinin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden davacı yüklenicinin işi yapmaması-tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu (malzeme, işçilik, personel, amortisman, vergi, SGK vb.) giderler ile kalan süre içerisinde başka bir iş yaparak kazanabileceği veya kazanmaktan kaçındığı yararlar konusunda gerekçeli, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli ek rapor alınıp değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
Mahkemece bozma ilâmına uyulmasına karar verildiği halde bozma ilâmının gerekleri yerine getirilmemiş, ilâmda belirtilen şekilde kâr kaybı hesabı içermeyen bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak karar verilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.05.1960 gün 21/9 sayılı kararı uyarınca, mahkemece Yargıtay bozma ilâmına uyulmakla lehine olan taraf için usulî kazanılmış hak oluşacağından mahkemece bozma ilâmı uyarınca inceleme yapılması ve karar verilmesi zorunlu hale gelir. Somut olayda usulî kazanılmış hakkın istisnaları söz konusu değildir.
6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hâkim bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporunu hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. HMK’nın 278 – 279. maddelerine göre; bilirkişi raporu, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir. HMK’nın 281. maddesinde tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri, mahkemenin bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden ek rapor alabileceği, ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır .
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksiksiz ve yeter derecede kanaat verici olması, varılan sonucun hukuki dayanakları, dökümleri ve ayrıntılarını göstermesi, tarafların itirazlarını karşılaması ve Yargıtay denetimine elverişli bulunması gerekir. Kanaat verici olmayan, yetersiz ve denetime elverişsiz bulunan rapora dayanılarak hüküm verilemez. Mahkemelerce bilirkişilerin seçimine özen gösterilmesi, bilirkişilerin uyuşmazlık konusu hakkında özel ve teknik bilgi sahibi uzman kişiler arasından seçilmesi gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hükmüne uyulan bozma ilâmından sonra alınan bilirkişi raporlarında müspet zarar kapsamındaki kâr kaybının hesabında sözleşmenin feshi nedeniyle davacının yapmaktan kurtulduğu gider hesabını denetime elverişli olarak göstermedikleri gibi, kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği bir iş imkânının varlığı konusunda belge sunulmadığından mahsup edilecek bir miktar bulunmadığı gerekçesiyle herhangi bir indirim yapılmamasının doğru olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, mahkemece sözü edilen hususları içermeyen bilirkişi ek raporuna dayanılarak hüküm kurulması doğru olmamıştır.
O halde mahkemece yapılacak iş; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281/3. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü bakımından HMK’nun 266. maddesi hükmüne göre yeniden oluşturulacak uyuşmazlık konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınarak, davacı yüklenicinin sözleşmenin feshinden kaynaklanan olumlu zararı (kâr kaybı) mülga 818 sayılı BK’nın 325. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 408. maddesi) düzenlenen kesinti yöntemine göre hesaplanmalı, yüklenicinin işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme, işçilik, personel, amortisman, vergi, SGK vb.) ile kalan süre içerisinde başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar sözleşme bedelinden düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zarar kapsamındaki kâr kaybı bulunmalı, bilirkişi raporuna vaki itirazların ve önceki rapor ile düzenlenecek rapor arasında çelişki doğduğu takdirde bu çelişkilerin giderilmesi için ek rapor alınmalı ve raporlar değerlendirilerek ulaşılan sonuca göre karar vermekten ibaret olmalıdır.
Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan ve bozma ilâmının gerekleri yerine getirilmeden eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu yetersiz bilirkişi raporuyla hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 08.12.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.