Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/4053 E. 2021/12529 K. 15.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4053
KARAR NO : 2021/12529
KARAR TARİHİ : 15.12.2021

MAHKEMESİ : Ankara Batı Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında Ankara Batı Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Uygulama kadastrosu sırasında, … İlçesi … Köyü çalışma alanında ve tapuda davalı … adına kayıtlı bulunan eski 171 ada 1 parsel sayılı 14.814,85 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 220 ada 1 parsel numarasıyla ve 16.623,05 metrekare yüzölçümlü olarak; tapuda davacı … adına kayıtlı bulunan171 ada 2 parsel sayılı 16.324,59 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 220 ada 2 parsel numarasıyla ve 14.732,28 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı …, uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait taşınmazın yüzölçümünün eksildiği ve eksikliğin davalıya ait 220 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığı iddiasına dayanarak dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı Hazine aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı … yönünden davanın esastan reddine, çekişmeli taşınmazların uygulama tespitleri gibi tescillerine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Eldeki dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkindir. Uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir.
Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığının tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle Mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur.
Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, dava konusu taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan, tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli; keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı; teknik bilirkişiden, denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve “ada raporu” ile “uygulama tutanağı ve haritasını” irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için teknik bilirkişiden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Teknik bilirkişi haritasında, uygulama kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; Mahkemece, dava konusu taşınmazlara ait tesis ve uygulama kadastrosu sırasında düzenlenen ölçü krokileri, hesap cetvelleri, ölçü cetvelleri, gerek daha önce yapıldığı anlaşılan gerekse hali hazırdaki davanın konusunu oluşturan uygulama kadastrolarına ilişkin ada raporları, ölçü krokileri, hesap cetvelleri, ölçü cetvelleri, taşınmazların tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları ile temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları dosya arasına alınmadığından, bilirkişi raporunda bu belgelerden yararlanıldığı belirtilmesine rağmen söz konusu raporun denetleme olanağı bulunmadığı gibi, anılan rapor içeriğinde davacıya ait eski 347 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait eski 348 parsel sayılı taşınmazın ara sınırının tapulama paftasında 758 nolu kırık noktasından 754 nolu kırık noktasına birleştirilmesi gerekirken, hatalı olarak 756 kırık noktası ile birleştirildiği ve bu sınırdaki hatanın ölçü krokisine göre düzeltildiği, 2011 yılında yapılan uygulama kadastrosu sırasında bu hatanın giderilmediği, 2018 yılında yapılan uygulama kadastrosu sırasında ise taşınmazın davalı parselle ara sınırının “sabit sınır” olarak belirlendiği, ayrıca ve özellikle doğru tersimata göre belirlenen sınır ile 2018 yılında zemin durumuna göre sabit alınan sınırların bir biri ile uyumlu olduğu belirtilmesine karşın, rapora ekli (2) nolu krokide açıkça görüldüğü üzere, belirtilen sınırların birbiri ile uyumlu olmadıkları ve farklı hatları takip ettikleri anlaşıldığı halde, bu çelişki üzerinde durulmadığı gibi, öte yandan 2018 tarihli uygulama kadastro hattı sabit sınır olarak belirlendiğinden bu nedenle doğru kabul edildiği düşünüldüğünde de bu kez, sabit olarak değerlendirilen sınırın ne olduğu, hangi somut veriye dayalı olarak bu sınırın sabit sınır olarak kabul edilmesi gerektiği gibi hususlar tartışılıp değerlendirilmemiş, raporun sonuç kısmında 2018 yılından yapılan uygulama kadastrosunun 3402 Sayılı Kanun’un 22/a maddesine uygun olarak yapıldığı belirtilmesine rağmen, bu husus rapor içeriğinde çelişkiye düşülmeden ve denetime elverişli şekilde açıklanıp, ortaya konulmamıştır. Bu şekilde çelişkili ve denetime elverişli bulunmayan rapora dayalı olarak karar verilemez.
Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle, belirtilen eksik belgeler ilgili yerlerden getirtilerek dosya ikmal edilmeli, bundan sonra önceki bilirkişi dışında seçilecek harita mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi sıfatına sahip bilirkişilerin de dahil olduğu, üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak denetime elverişli rapor alınmalı, raporda belirtilen çelişkiler üzerinde önemle durularak bu çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı, uygulama kadastrosu sırasında bir hata yapılıp yapılmadığı, hata yapılmış ise bu hatanın nereden kaynaklandığı ve doğru sınırın hangi hat esas alınarak belirlenmesi gerektiği, ayrıca uygulama kadastrosu sırasında belirtilen sınır tiplerinin doğru şekilde belirlenip belirlenmediği, somut olay çerçevesinde taşınmazlarının ara sınırının hangi sınır tipi esas alınarak belirlenmesi gerektiği gibi hususlar önemle gözetilmeli ve bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar göz ardı edilerek, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2019 tarih ve 2019/593 Esas, 2019/1878 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 15.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.