YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3809
KARAR NO : 2021/14445
KARAR TARİHİ : 17.11.2021
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
No : 2020/665-2021/184
İlk Derece
Mahkemesi : … 1. İş Mahkemesi
No : 2019/386-2020/28
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı Kurum vekili ile davalı … En.Dağ.ve Per.Sat.Hizm.A.Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı Kurum vekili ve davalı … En.Dağ.ve Per.Sat.Hizm.A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili; Kurum sigortalısı …’in davalı …’ün idaresindeki araç içerisinde trafik iş kazasına maruz kaldığını ve kazaya bağlı olarak 55 gün sonra vefat ettiğini, 188.224,37TL ilk peşin sermaye değerli gelir, 1.302,68TL tedavi gideri ve 1.697,03TL geçici iş göremezlik ödemesi bakımından kurum zararı meydana geldiğini, kazaya karışan … plakalı aracın sigortasının davalı … A.Ş’ye ait olduğunu, dolayısıyla sigorta şirketinin sorumlu olduğunu ifade ederek, 5510 sayılı Yasanın 21 ve 76. maddeleri uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, gelirler yönünden 4.000 TL, geçici iş göremezlik ödemeleri yönünden 1.000 TL olmak üzere ilk peşin sermaye değerinin onay tarihinden, geçici iş göremezlik ödemesinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumluluk dahilinde tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 29.12.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile gelirler yönünden davalı …’ün sorumluluğu 112.934,62 TL ile sınırlı olmak kaydıyla 188.224,37 TL’e, geçici iş göremizlik ödemeleri yönünden …’ün sorumluluğu 1.018,22 TL ile sınırlı olmak kaydıyla 1.697,03 TLe yükseltilmiştir.
II-CEVAP
Davalı … Enerji vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağın zamanaşımına uğradığını, davalı …’ün sırf davalı işveren işçisi olması nedeniyle rücu edilemeyeceğini, işveren sorumluluğunda kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınması gerektiğini, işverenin tüm tedbirleri aldığını ifade ederek davanın reddine karara verilmesini talep etmiştir.
Davalı … A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; 5510 sayılı Yasa’nın 39.maddesi gereğince üçüncü kişinin kastı halinde peşin sermaye değeri bakımında sorumluluk doğacağını, ayrıca üçüncü kişinin verdiği zarar nedeniyle 5510 sayılı Yasa’nın 21.maddesi uyarınca sorumluluk tutarının en fazla 1/2 tutarında olabileceğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; kaza sırasında müvekkilinin kullandığı aracın hızının iddia edildiği gibi yüksek olmadığını, müteveffanın kazadan çok sonra hayatını kaybettiğini ve dava tarafça ölümün kazayla ilişkilendirilmeye çalışıldığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesine talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece “1-Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine,
Tahsilde tekerrür olmaması kaydıyla 131.757,06 TL ilk peşin sermaye değeri alacağının tahsis onay tarihi olan 30/10/2013 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılar … Enerji ve …’ten müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı kuruma ödenmesine,
Tahsilde tekerrür olmaması kaydıyla 1.697,03 TL geçici iş göremezlik ödeneğine ilişkin alacağın 14/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılar … Enerji ve …’ten müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı kuruma ödenmesine,
Fazlaya ilişkin talebin reddine,
Davalı … tarafından dava sırasında yapılan ödeme nedeniyle bu davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.
Davalı … Enerji Dağ AŞ vekili; kazanın niteliği gereği işverene kusur yükleneyeceğini, işverenin kastı veya işçi sağlığı iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin bulunmadığını, trafik kazasında dava dışı traktör sürücüsü ve ölenin kusurlarının dikkate alınmadan kusur raporu düzenlendiğini, illiyet bağı bulunmadığını, yol durumu gibi çevresel faktörlerin dikkate alınmadığını ileri sürmüş, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinaf başvurusunda; kaza ile ölüm arasında illiyet bağı olduğuna dair Adli Tıp raporu bulunduğunu, dava açılış tarihi itibariyle gerçek zarar hesebı yapılamayacağını ileri sürmüştür.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Davacı Kurum vekilinin ve davalı … En.Dağ.ve Per.Sat.Hizm.A.Ş.vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Yasanın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı Kurum vekili ve davalı … En.Dağ.ve Per.Sat.Hizm.A.Ş. vekili kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Somut olayda; 18/09/2012 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde %62 oranında sürekli işvefat eden sigortalının hak sahiplerine ödenen gelir ve sigortalıya yapılan tedavi giderleri nedeniyle oluşan kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı yasanın 21 ve 76. maddeleridir.
1-Davalı şirket sigortalısı …,davalı şirkete ait … plakalı araçla aracın sürücüsünün davalı … … olduğu halde, ekip görev emri ile … ilinin Hafik İlçesi ve köylerinde elektrik kesme,bağlama,trafo etiket bilgilerini alma,sayaç okuma işleri ile görevlendirilmiş olup bu kapsamda 18.09.2012 tarihinde saat 16:20 sıralarında dava dışı …’in sevk ve idaresindeki… plakalı traktörle çarpışması sonucu sigortalı önce yaralanmış,daha sonra hastanede vefat etmiş olup Mahkemece aldırılan kusur raporu ile davalı işverenin %40,davalı … …’un şerit ihlali yapması nedeniyle %60 oranında kusurlu olduğu kazalının kusursuz olduğu, kabul ederek davanın davanının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesi 1. fıkrası ile “iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi getirilmiş olup, 21. maddenin 4. fıkrası ise 3. kişilerin sorumluluğu” İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere, Kurum, sigortalı ya da hak sahiplerinin işverene karşı açtıkları tazminat dosyasının tarafı olmadığından, o davada alınan kusur raporunun, eldeki davada kesin delil niteliğinde değilse de, güçlü delil niteliğinde olduğu; ayrıca mahkumiyet kararında tespit edilen maddi olguların hukuk hakimini bağlaması nedeniyle, cezada mahkum olanlar bakımından az da olsa kusur verilmesi gerekmektedir.
Buna göre Mahkemece tazminat ve ceza dosyaları celbedilerek, söz konusu davalardaki kusur oranları da gözetilerek kusur durumlarını irdeleyen mahiyette, konusunda ve işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman bilirkişilerden oluşa ve mevzuata uygun kusur raporu alınmalıdır.
2-Davacı Kurumun temyizi yönünden;Davalı … … yönünden Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir.
3-Davalı işveren şirketin temyizi yönünden;
5510 sayılı Kanunun 21/1. maddede işverenin, 21/4. maddede üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir.
Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.
Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas – 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas- 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas – 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas – 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davalı işveren şirketin teselsül sorumluluğu 5510 sayılı Yasanın 21/1 kapsamında, 3.kişi olan davalı …’in teselsül sorumluluğu 21/4 kapsamında ve kararı temyiz etmeyen davalı … yönünden Kurumun oluşan usuli kazanılmış hakkı da gözetilerek yukarıda belirtilen Daire ilkelerine uygun olarak irdelenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular değerlendirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin ve davalı … En.Dağ.ve Per.Sat.Hizm.A.Ş. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.