YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/858
KARAR NO : 2021/13812
KARAR TARİHİ : 10.11.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
No : 2019/1867-2020/2196
İlk Derece
Mahkemesi : Ordu İş Mahkemesi
No : 2018/204-2019/223
Dava, 15.12.2016-17.01.2018 tarihleri arasında zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalısı olmadığının tespiti, aksi yöndeki Kurum işleminin iptali ile ödenen primlerin yasal faizi ile iadesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili,davacının davalı kuruma 17/01/2018 tarihli dilekçe ile Bağkur sigorta işleminin bütün sonucuyla birlikte iptal edilmesini talep ettiğini, ancak davacının bu talebini davalı kurum “Perşembe Ziraat Odasına kaydından dolayı 31/12/2014 tarihinde başlatılan sigortalılığın emekli sandığına tabi çalıştığını belgelediğinden iptal edildiğini, ancak daha sonra emekli sandığına tabi çalışmanın sona erdiği 22/11/2016 tarihini takip eden kesenek tarihi olan 15/12/2016 da tekrar başlatıldığını, 17/01/2018 tarihinde ibraz etmiş olduğunuz muafiyet belgesine göre 4/b-4 sigortalılığınız durdurulmuş olup, 31/01/2018 tarihi itibariyle 7.145,48 TL borcunun bulunmaktadır.” şeklindeki cevabi yazı ile reddettiğini belirterek, davalı kurumun red gerekçesini kabul etmediğini belirterek davanın kabulüne kurumca yapılan bağkur tescilinin iptaline, ödediği pirimlerin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davacının 17/01/2018 tarihli dilekçesine istinaden sigorta dosyasının incelendiğini, Perşembe Ziraat Odasına kaydından dolayı 31/12/2014 tarihinde başlatılan sigortalılığın emekli sandığına tabi çalıştığını belgelediğinden iptal edildiğini, ancak daha sonra emekli sandığına tabi çalışmanın sona erdiği 22/11/2016 tarihini takip eden kesenek tarihi olan 15/12/2016 da tekrar başlatıldığını, 17/01/2018 tarihinde ibraz etmiş olduğunuz muafiyet belgesine göre 4/b-4 sigortalılığınız durdurulmuş olup, 31/01/2018 tarihi itibariyle 7.145,48 TL borcunun bulunduğunu, davacının talepleri neticesinde tesis edilen işlemlerin usulüne uygun olduğunu, davacının iddiasının aksine herhangi bir hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi, davanın kabulüne, davacının 06.08.2008-30.04.2010 tarihleri arası tarım bağ-kur günlerinin iptali ile, borçlu olmadığının tespitine, 06.08.2008-30.04.2010 tarihleri arası ödenen bağ-kur primlerinin iadesine, tahsis talep tarihini takip eden ay başı olan 01.06.2011-01.10.2012 tarihleri arası SSK kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına, aksi yöndeki kurum kararının iptaline karar vermiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Samsun Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin “ tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar için, tarımsal faaliyetinin sona erdiği veya 6. maddede belirtilen bir önceki paragrafın son satırında belirtilenler için, muafiyet kapsamına girdiği tarih itibarıyla bu sigortalılığının sona ereceği şeklinde düzenleme bulunduğu, davacının 01.10.2008-30.04.2010 tarihleri arasında tarım bağ-kurunun iptal edilmesi halinde son 7 yıl içerisindeki 4/a çalışmaları ağırlık kazanacağından 4/a kapsamında emekliliğe hak kazanacağı ve 5510 sayılı Yasa’nın 53. maddesi uyarınca çakışan sigortalılık durumunda a bendi kapsamında sigortalı sayılacağı ” şeklindeki gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davalı Kurum vekili usul ve yasaya aykırı kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME
Eldeki davada davacının, Perşembe Ziraat Odası kaydına istinaden 15.12.2016 tarihinde tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği,17.01.2018 tarihli muafiyet belgesine istinaden sigortalılığının sona erdiği,ancak bu sigortalılık dönemine ilişkin herhangi bir prim ödemesinin olmadığı,davacının, 4/c sigortalılığı üzerinden 10.01.2018 tarihinde emeklilik talebinde bulunması üzerine Kurum tarafından 15.12.2016-17.01.2018 tarihleri arası tarım bağ-kur sigortalılığı nedeniyle prim borcunun bulunduğunu bildirmesi üzerine anılan döneme karşılık borç tutarı olarak çıkarılan 7.402,63 TL’yi 13.04.2018 tarihinde ödemesi sonucunda davacının 4/c çalışmaları ile dava konusu ettiği tarım bağ kur sigortalılık sürelerinin toplam esas alınmak suretiyle 01.05.2018 tarihinde davacıya 4/c üzerinden yaşlılık aylığının bağlandığı anlaşılmaktadır.
2926 sayılı Kanunun 2. maddesinde, Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın, 3. maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyette bulunanların tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılacakları belirtilmiştir.
Anılan Kanunun 3.maddesinin (b) bendinde “Tarımsal faaliyette bulunanlar: kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde, kamuya mahsus mahallerde ekim dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlayanlar veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle kendi adına ve hesabına faaliyette bulunanlar” olarak tanımlanmış, 5. maddesinde, sigortalı olmanın zorunlu olduğu, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, 6. maddesinde ise, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışanların, çalışmaya başladıkları tarihten bir gün önce, sigortalılıklarının sona ereceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca aynı Kanunun 9. maddesi Kuruma re’sen tescil yükümlülüğü yüklemiştir.
Anılan Kanunun 10. maddesine göre ise, kayıt ve tescil işlemlerinde valilik, kaymakamlık, özel idare, belediye, muhtarlık ve nüfus idareleri kayıtları ile, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin T.Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) maddesinde, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan tarımsal faaliyette bulunanların sigortalı olacakları, anılan Kanunun 3. maddesinde ise tarımsal faaliyetin, “Kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde veya kamuya mahsus mahallerde; ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yoluyla yahut doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünleri elde edilmesini ve/veya bu ürünlerin yetiştiricileri tarafından; muhafazasını, taşınmasını veya pazarlanmasını,” ifade edeceği, 7. maddenin (b) bendinde sigorta hak ve yükümlülüklerinin “tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar için tarımsal faaliyetlerinin kanunla kurulu ilgili meslek kuruluşlarınca veya kendilerince, bir yıl içinde bildirilmesi halinde kaydedildiği tarihten, bu süre içinde bildirilmemesi halinde ise bildirimin Kuruma yapıldığı tarihten” itibaren başlayacağı, 9. maddenin 1. fıkrasının 5. bendi gereği sigortalılığın “Tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar için, tarımsal faaliyetinin sona erdiği veya 6’ncı maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca muafiyet kapsamına girdiği yahut 65 yaşını doldurması nedeniyle talepte bulunduğu tarihten,” itibaren sona ereceği, 6. maddenin (ı) bendinde ise, Kamu idarelerinde ve Kanunun ek 5’inci maddesi kapsamında sayılanlar hariç olmak üzere, tarım işlerinde veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz işlerde çalışanlar ile tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; tarımsal faaliyette bulunan ve yıllık tarımsal faaliyet gelirlerinden, bu faaliyete ilişkin masraflar düşüldükten sonra kalan tutarın aylık ortalamasının, bu Kanunda tanımlanan prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az olduğunu belgeleyenlerin ve 65 yaşını dolduranlardan talepte bulunanların 5510 sayılı Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta hükümleri çerçevesinde sigortalı sayılmayacakları belirtilmiştir.
Kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan ve bildirimsiz kalan sigortalılar için 5510 sayılı Kanunun 86. maddesinde öngörülen “hizmet tespiti” davasına eşdeğer bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan düzenlemede, kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takiben başlayacağının hükme bağlanmış olması karşısında, kayıt ve tescil, yada tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatı öncesine isabet eden tarımsal faaliyet ve buna dayalı “sigortalılığının tespiti” söz konusu olamayacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2011 gün, 2011/10-230 Esas 2011/319 Karar sayılı, 29.02.2012 gün ve 2011/10-769 Esas 2012/107 Karar sayılı ve 27.06.2012 gün 2012/10-292 Esas ve 2012/415 Karar kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, davacının tarımsal faaliyetinin kesintisiz sürüp sürmediğinin tespiti için, Mahkemece;
1-Çekişmeli dönemde davacının nerede oturduğu; Nüfus Müdürlüğü, İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı ve Muhtarlık kayıtları esas alınarak belirlenmeli,
2-Dönem içinde Ziraat Bankası, Kooperatif veya Birlikler aracılığıyla “Tarımsal Amaçlı Kredi” kullanıp kullanmadığı araştırılmalı,
3-Dönem içinde ürün teslimatından dolayı prim kesintisi yapılıp yapılmadığı veya sigortalılık iradesini ortaya koyacak şekilde prim ödemesinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı,
4-25.04.2006 gün 26149 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5488 sayılı Tarım Kanunun 19. maddesi uyarınca Çiftçi Kayıt Sistemine dahil edilerek doğrudan gelir desteği alıp almadığı ve bu bağlamda davacının hangi ürünleri ekerek bunları nerelere sattığı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun “Zirai kazanç, zirai faaliyet, zirai işletme, çiftçi ve mahsulün tarifi” başlıklı 52, “Zirai kazançta vergileme” başlıklı 53 ve “Vergi Tevkifatı” başlıklı 94 vd. maddeleri ile 213 Vergi Usul Kanununun “Vergi kesenlerin sorumluluğu” başlıklı 11. maddesi kapsamında zirai kazançlarından dolayı vergi ödeyip ödemedikleri araştırılmalıdır. Konu ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2010 gün ve 2010/10-580-647 sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere “Tevkifat yapma ve kurum hesaplarına aktarma yükümü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 94/11. maddesinde öngörülen çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller için yapılan ödemelerden gelir vergisine mahsuben tevkifat yapma yükümüne paralel olarak getirilmiştir. Bakanlar Kurulu Kararı kapsamındaki gerçek ve tüzel kişiler, tarımsal faaliyette bulunan bu kişilerden satın aldıkları ürün bedellerinden tevkifat yapmakla yükümlüdürler.” Tevkifat suretiyle vergilendirilen çiftçiler yaptıkları satış ve hizmetleri dolayısıyla müstahsil makbuzu almak ve saklamak zorundadırlar.
5-Tarımsal faaliyeti kapsamında ilaç, gübre ve sulama parası ödeyip ödemediği, varsa bunların fatura ve belgelerinin nelerden ibaret olduğu, Ziraat Odası, Kooperatif veya Birliklere üyeliği varsa bu kuruluşlara düzenli bir şekilde aidat ödeyip ödemediği araştırılmalı, tarımsal faaliyete elverişli tapulu taşınmazının bulunup bulunmadığı, tarımsal faaliyetin taşınmaz kiralanması yoluyla gerçekleştirildiğinin savunulması halinde; taşınmazların, kimden hangi yıllar için kiralandığı, kiracının; kiralama yoluyla faaliyetini yürütmeye elverişli alet ve edavatının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, traktörünün bulunduğunun ileri sürülmesi halinde, traktörün hangi tarihte satın alınıp ilgilisi adına trafiğe tescil edildiğini gösteren fatura ve trafik tescil belgesinin celp edilmeli,
6-Hayvan yetiştiriciliği bulunduğunun ileri sürüldüğü hallerde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2011 gün ve 2011/10-306-365 sayılı kararında da belirtildiği üzere 16.05.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında hayvanlarına ilişkin menşe şehadetnamesinin bulunup bulunmadığı tespit edilerek, büyük ve küçükbaş hayvanlarına ilişkin istatistik bilgileri ve bu hayvanlara ilişkin yapılması zorunlu bulunan periyodik aşılara ilişkin bilgiler İlçe Tarım Müdürlüklerinden sorulmalı, köy muhtarı ve ihtiyar heyeti üyeleri gibi tarımsal faaliyetin varlığını yakından bilebilecek durumdaki tanıklar dinlenilerek sigortalılık olgusunun varlığı hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Diğer taraftan mahkemece, davacının muafiyet kapsamında olup olmadığı ile ilgili usulüne uygun araştırma içermeyen bilirkişi raporuna göre karar verildiği görüldüğünden; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın “Sigortalı Sayılmayanlar” başlığını taşıyan 6. maddesinin (ı) bendinin “Kamu idarelerinde ve Kanunun ek 5 inci maddesi kapsamında sayılanlar hariç olmak üzere, tarım işlerinde veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz işlerde çalışanlar ile tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; tarımsal faaliyette bulunan ve yıllık tarımsal faaliyet gelirlerinden, bu faaliyete ilişkin masraflar düşüldükten sonra kalan tutarın aylık ortalamasının, bu Kanunda tanımlanan prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az olduğunu (Değişik ibare:13.02.2011-6111 S.K./25.mad) belgeleyenler ile 65 yaşını dolduranlardan talepte bulunanlar, … 4’üncü ve 5’inci maddelere göre sigortalı sayılmaz.” hükmü gözetilerek, davacının tarımsal faaliyetten elde ettiği gelir belirlenerek, 5510 sayılı Yasanın 82. maddesi uyarınca Türkiye Ziraat Odalar Birliğinden ihtilaflı dönemde sahip olduğu taşınmaz miktarı ve niteliğine göre bu taşınmazlarda bulunulan tarımsal faaliyete ilişkin masraflar düşüldükten sonra kalan gelirin aylık ortalamasının, günlük prime esas kazanç alt sınırının 30 katından az olup olmadığı sorularak, davacının 01.10.2008 dönemi sonrası yönünden 5510 sayılı Yasa’nın 6/1-ı bendi kapsamına girip girmediği belirlenmeli, belirtilen yasa kapsamlarında kaldığı tespit edildiği takdirde elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir.
Diğer yandan açıklanan araştırmalar kapsamında, davacının sigortalı olmadığı kanaatine varıldığı takdirde ise 01.05.2018 itibari ile bağlanan aylıkta iptale konu sigortalılık süreleri ve prim ödemelerinin dikkate alındığı gözetilerek bu çerçevede de kararın sonuçları gözetilerek bu çerçevede de kararın sonuçları gözetilip sonuçları itibari ile kabulle çelişmeyecek biçimde bir hüküm tesis edilmelidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.11.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.