Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/6857 E. 2021/3533 K. 07.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6857
KARAR NO : 2021/3533
KARAR TARİHİ : 07.12.2021

7. Hukuk Dairesi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20/01/2014 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24/02/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalıların murisi olan …’nin kardeşi olduğunu, kök murisleri vefat ettikten sonra …’nin muristen kalan taşınmaz paylarını davacıya 1997 yılında sattığını, davacının karşılığında 712.808,834 TL ödeme yaptığını, buna ilişkin Kocaeli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/193 Esas sayılı dosyada ikrarı olduğunu belirterek, dava konusu 7 parça taşınmazdaki davalıların murisi …’nin payının iptali ile davacı adına tescilini, bu talebi kabul edilmediği takdirde ödenen bedelin tahsilini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde, müvekkillerinin murisi …’nin ev satın alırken abisi olan davacıdan borç para istediğini, davacıdan alınan borcun bir yıl içinde geri ödendiğini, sözleşmenin yazılı olarak yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, ayrıca alacak yönünden zamanaşımı itirazları olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, miras payının haricen satın alınmasına dayalı tapu iptali ve tescili, olmazsa bedel iadesi talebine ilişkindir.
Somut olayda dava konusu taşınmazlardan, 692 ve 497 parsel sayılı taşınmazlar 1961 yılında tapulama yoluyla tarafların murisleri adına tescil edilmiş, 118 ada 11 parsel, 121 ada 1 parsel, 137 ada 10 ve 13 parsel sayılı taşınmazlar, davacı, davalıların murisi ve dava dışı paydaşlar adına 2005 yılında yapılan tesis kadastrosu ile elbirliği halinde tescil edilmiş, 110 ada 42 parsel ise davacı, davalıların murisi ve dava dışı paydaşlar adına paylı olarak 2014 yılında kadastro tespitine yapılan itiraz üzerine tescil edilmiştir.
Bilindiği üzere; tapulu taşınmazların satışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26 ve Noterlik Kanununun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli değildir ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez. 10.07.1940 tarihli ve 1939/2 Esas, 1940/77 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre, tapulu taşınmazın harici satışının hüküm ifade etmemesi durumunda, taraflar verdiklerini geri alabilirler. O halde, harici satış sözleşmesindeki satış bedelinin denkleştirici adalet ilkesine göre tazmini gerekir.
07.06.1939 tarihli ve 1936/31, 1939/47 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, “Taşınmazın haricen satışına ve satış vaadine ilişkin muameleler kanunen geçerli bulunmamış ise de, satıcının bu işte görevli memur önünde ferağın icrasını ve aksi takdirde almış olduğu bedelin geri verileceğini taahhüt etmiş ve alıcıyla aralarında kararlaştırılmış bulunan bedeli bu şartla satıcıya vereceğini üstlenmiş ise, bu gibi uyuşmazlıklar Borçlar Kanununun 125. maddesine (TBK m.146) göre on yıllık zamanaşımına bağlıdır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı, ferağdan dönme ve vazgeçme tarihidir” denilmektedir. Şu halde, satıcı geçerli bir sözleşme yapmadığı takdirde aldığı satış bedelini geri vermeye mecburdur. Bu nedenle alıcı, satıcının ferağ vermesini bekler. Ferağ verme yönündeki ümidi kesildiği takdirde, verdiği parayı isteme hakkı doğar. İşte satış parasının geri verilmesi davalarında zamanaşımının başlangıcı bu ümidin kesildiği veya satışın yapılmasının imkan dahilinden çıktığı ya da tapuda devir yapma olanağının ortadan kalktığı tarih olmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda; dava konusu 692 ve 497 parsel sayılı taşınmazlar yönünden, tapulu taşınmazın haricen satışı veya sözlü miras payı devri her ne kadar geçersiz ise de, mahkemece terditli olan bedel iadesi talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi doğru değildir.
Ayrıca, 6100 sayılı HMK’nın 190/1. maddesine göre; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”. Davalılar cevap dilekçesinde, murislerinin davacıdan borç para aldığını ancak bir sene içinde ödediğini iddia ettiklerine göre, davalıların bu savunmaları karşısında ispat yükü yer değiştirmiş olup davacı üzerinde bulunan ispat külfeti davalılara geçmiştir.
Dava konusu 118 ada 11 parsel, 121 ada 1 parsel, 137 ada 10 ve 13 parsel, 110 ada 42 parsel sayılı taşınmazlar yönünden temyiz itirazlarına gelince; HMK’nın 33. maddesi gereğince hâkim Türk Hukukunu re’sen uygulayacağından, maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara, hukuki nitelendirme hâkime aittir. Davacı tarafından 1997 yılında yapıldığı iddia edilen harici pay satışı, söz konusu taşınmazlar tapuya tescil edilmeden önce yapıldığına göre; dava, kadastro tespiti öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkin olup, mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 15/3. maddesine göre değerlendirme yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.