YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/13324
KARAR NO : 2021/11357
KARAR TARİHİ : 16.11.2021
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar … mirasçısı … ve paydaşları tarafından, davalı …, …ve diğer gerçek kişiler aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu taşınmaz ile birlikte çok sayıda taşınmazı kapsar şekilde açılan tescil davası, davaya konu olan parsel hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Mahkemece, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin ”davaların tefrik edilmesi” gereğine değinilen bozma ilamı doğrultusunda, aktarılan tescil davasının kapsamında kaldığı dosya kapsamıyla belirlenen taşınmazlar hakkındaki davalar 500 adet dava dosyasına tefrik edilmiş ve iş bu temyize konu dava dosyasında 2 ada 2, 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazlar hakkında yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro tespitinden önce … mirasçısı olan davacılar …, … ve … mirasçısı … tarafından, Hazinece istimlak edilen arazilerin fazlası olup ellerinde kalan 3010 dönümlük taşınmazın adlarına tescili istemiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış ve davanın Kadastro Mahkemesine aktarılmasından sonra, ayrıca taşınmazların bir kısmı hakkında Hazine tarafından, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden oldukları iddiasıyla açılan dava dosyalarıyla birleştirilmesine karar verildiği ve tek dosya üzerinden yapılan yargılama sonucu verilen hükmün temyizi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesince, ”her taşınmaz hakkında ayrı ayrı açılan davaların birleştirildiği, davaların birleştirilerek görülebilmesi için Usulün 43/2. maddesi uyarınca davaların aynı sebepten doğması, 45/3. maddesi uyarınca da davalardan biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması başka bir anlatımla iki dava arasında bağlantı bulunması gerektiği; somut olayda birleştirme sebeplerinin bulunmadığı açıklanarak, taşınmazlar hakkındaki davaların ayrılarak görülmesi” gereğine değinildiği ve bozma ilamına istinaden Mahkemece davaların tefrik edildiği anlaşılmaktadır.
Anayasamızın 141. maddesine göre, devlet yargının basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmesi için gereken tedbirleri almak zorundadır. Usul ekonomisi Anayasamızda ayrıca düzenlenmiş olduğu için, buna aykırılık, aslında Anayasa’ya aykırılık oluşturacaktır.
Ayrıca, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre de, mahkemelerin makul bir süre içinde karar vermeleri öngörülmüştür. Bu, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 30. maddesinde de, hakimin yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte yargılamanın hakkaniyete uygun olarak adil bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Hakkaniyet, taraflar arasındaki tam bir eşitliğin bulunmasını ve bu eşitliğin tüm yargılama boyunca devam etmesini gerektirir. Bu eşitlik yargılamada “silahların eşitliği” olarak ifade edilmektedir. Silahların eşitliği hukuk devleti ve genel eşitlik ilkesinin bir sonucudur. Silahların eşitliği, “hakim önünde eşitlik” ilkesi olarak, kanuni hakim ve hukuki dinlenilme hakkı yanında klasik bir usuli temel hak olarak kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 02.12.2004, 2001/216, 2004/120 (RG,21.10.2005, S.25973) sayılı kararında da “silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları yargılama sırasında usul hükümleri yönünden eşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj sağlayacak kurallara yer vermeme esasını öngörmekte diğer bir deyişle davanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gerekli kılmaktadır” görüşü benimsenmek suretiyle yargılamada hakim olan temel ilkelere açıklık getirilmiştir.
İş bu dava ile daha önce temyiz incelemesi yapılan dava dosyaları tek bir tescil davasından kaynaklanmakta olup, yukarıda belirtilen ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; yüzlerce parça taşınmaz hakkında açılan tescil davasının, parsel bazında tefrik edilerek ayrı ayrı yürütülmesi, davacılara maddi külfet yükleme dışında, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi imkanını da ortadan kaldırmakta, yüzlerce dosyaya ayrılmış ihtilafın yargılama giderleri ve temyiz giderlerini de karşılanamaz hale getirmektedir. Öte yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 27. maddesi hükmüne göre, kadastro tespitinden önce açılan davanın kapsamında bulunan taşınmazlar hakkındaki davanın kadastro mahkemesinde birlikte görülmesi zorunludur. Yanlar arasındaki ihtilafın, aynı nedenle açılan tescil davasından, bir başka ifade ile aynı sebepten kaynaklandığı göz önüne alındığında Yargıtay 17. Hukuk Dairesince bu hususun sehven göz ardı edildiği ve bozma ilamının maddi hataya dayalı olduğu kuşkusuzdur. Maddi hataya dayalı bozma ilamı kazanılmış hak oluşturmaz.
Hal böyle olunca; Mahkemece, kadastro tespitinden önce açılan ve Kadastro Mahkemesine aktarılan tescil davasının kapsamında kalan taşınmazlardan biri hakkında verilecek hükmün diğerlerini de etkileyeceği dikkate alınmak suretiyle, tefrik edilen tüm dava dosyalarının birleştirilip, 3402 sayılı Kanun’un 30. maddesi uyarınca re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu gözetilerek, gerçek hak sahibi/sahipleri belirlenmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, davaların ayrı ayrı sürdürülüp sonuçlandırılması hatalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 16.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.