YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10491
KARAR NO : 2021/12488
KARAR TARİHİ : 19.10.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
No : 2018/2621-2020/632
İlk Derece
Mahkemesi :… 16. İş Mahkemesi
No : 2015/84-2018/322
Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle maddi tazminat isteminin kabulüne manevi tazminat isteminin ise kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davalı … vekilinin istinafa başvurması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 25.Hukuk Dairesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 25.Hukuk Dairesince verilen kararın davalı … vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 19.02.2015 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 24.04.2013 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle FİTHS 30.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 06.02.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle; maddi tazminat istemini 74.813,09 TL olarak artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı …’e dava dilekçesinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı 01.10.2015 tarihli celsede davayı kabul etmediğini, tranpaler kullandığını, palet çekerken davacının üzerine paletin düştüğünü, davacıyı kaldırarak yardımda bulunduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “Davacının Maddi Tazminat talebinin kabulü ile; 74.813,09 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 24/04/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Davacının Manevi Tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 24/04/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Davacının manevi tazminat talebi yönünden fazlaya ilişkin talebinin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “İstinaf incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 355. Maddesine göre re’sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dosya içeriği, mevcut delil durumu bir bütün olarak değerlendirildiğinde tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dayandıkları belgelere , hukuki ilişkinin nitelendirilmesine , ilk derece mahkemesinin objektif , dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, kararın dayandığı deliller, delillerin taktiri , karar gerekçesine göre, istinaf nedenleri ve kanun düzeni kapsamında yapılan inceleme sonucunda davalı Alparslan Gümüş’ün istinaf itirazları ve istinaf başvurusunun Esastan Reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.” gerekçesi ile “1-)Davalı Alparslan Gümüş’ tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: İş kazasında kusur noktasında Davacının soyut iddiasına dayanıldığını, SGK raporunda müvekkiline kusur verilmediğini, Müvekkilinin forklift sürücüsü olduğunu yükleme ve boşaltma kendisi tarafından yapılmadığından kendisine kusur verilmeyeceğini tazminat alacaklarından ancak kusuru oranında sorumlu tutulması gerekeceğini, tanıkların olayı görmediklerini, ıslah dilekçesiyle davanın belirsiz alacak davası olarak dönüştürülmesinin mümkün olmayacağını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- Dava 24.04.2013 tarihli iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkindir
2-Taraflar arasında olayın gerçekleşme şekli kusurun aidiyeti ve oranı noktasında uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK’nun 25.maddesinde düzenlenen “Taraflarca Getirilme İlkesi” kapsamında “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.” Öte yandan aynı Kanunun 27. Maddesinde düzenlenen “Hukuki Dinlenilme Hakkı”na göre
(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir. Bu hakkı kuvvetlendirecek şekilde aynı kanunun 31.maddesinde Hâkimin davayı aydınlatma ödevi başlığı altında” (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” Hukuki düzenlemesine yer verilmiştir.
Kusurun aidiyeti noktasında ise bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74. maddesi hükmü gereğince, hukuk hâkimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hâkiminin, ceza hâkiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkûmiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof Dr. Kemal Gözler, “Res Judicata’nın Türkçesi Üzerine”, … Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45-61) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır.
Öte yandan, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun’un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesinde:
“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Aynı zamanda, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Somut olayda davacı iddia ve tanık anlatımlarına göre davacının davalı asıl iş veren CY Gıda San Tic Ltd Şti’nin çikolata gıda malzemeleri üretim işyerinde personel temin eden taşeron diğer davalı Kayalar Tahmil Tahliye Ticaret Ltd Şti işçisi olarak paketleme işinde çalışırken davalı …’ün davacının arkasından geçerken kullandığı transpalet üzerindeki paletlerden birinin kayıp davacının üzerine düşmesi şeklinde iş kazası geçirdiği iddia edilmiştir. Mahkemece bu iddiayı esas alan kusur raporuna göre davalı asıl işveren CY Gıda San Tic Ltd Şti’ne %80, Davalı alt işveren Kayalar Tahmil Tahliye Ticaret Ltd Şti’ne %15 ve Davalı …’e %5 oranında kusur verilmiş ve davalı …’a kusur verilmesi sebebi olarak foklift –transpalet operatörlük belgesi olmadan işçiler için risk teşkil edecek alanda bu ekipmanı kullanması gösterilmiş ise de; davalı Alparslan Gümüş yönünden yukarıda açıklandığı şekilde delillerin gösterilmesi imkanı tanınmak suretiyle delilleri toplanmadan sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
O halde mahkemece yapılacak iş davalı Alparlsan Gümüş yönünden delillerin ibraz edilmesi sağlandıktan sonra, davalının göstereceği delilleri toplamak, toplanacak delillerle olayın gerçekleşme şeklini netliğe kavuşturmak, özellikle iş bu davalının olay tarihinde kullandığı elforklifti /transpalet adı verilen aracı belirleyerek, söz konusu aracın mesleki eğitim ve/veya operatörlük belgesi gerektiren bir kullanımı olup olmadığını belirlemek, gerekmekte ise ilgili belgelerin temin edilmemesi nedeniyle iş bu davalının ve/veya davalıyı istihdam eden işverenin kusurunun olup olmadığını değerlendirmek suretiyle tarafların ve olaya etkisi olan üçüncü kişilerin kusur oranlarının aidiyeti noktasında, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde ve kaza tarihinde davaya konu işyerinde yürürlükte bulunan ve uygulanma ihtimali bulunan mevzuat hükümlerine göre alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerin neler olduğu, hangi tedbirlerin alındığı, hangilerinin alınmadığı noktasında somut tespitlere dayanır nitelikte rapor düzenlenmesi için dosyanın kazanın gerçekleştiği alanda uzman A sınıfı iş güvenliği uzmanlardan oluşturulacak üçlü heyete tevdii ile kusur oranlarının belirlenmesinin istenmelidir.
Öte yandan kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle temyiz eden davalı … lehine tazminat miktarları üzerinde oluşan usuli kazanılmış hakkın da gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı … vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada davalı … vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.