YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1193
KARAR NO : 2021/2103
KARAR TARİHİ : 01.06.2021
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Av. … tarafından, davalılar …, … ve … aleyhine 28.08.2017 gününde verilen dilekçe ile taraflar arasındaki tasarrufun iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; açılan davanın kabulüne dair verilen 05.04.2018 günlü kararın istinaf incelemesinde; davacı … vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 25.04.2019 günlü … Bölge Adliye Mahkemesi 5.Hukuk Dairesi kararının Yargıtay’ca incelenmesi davacı … vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davalı borçlu … aleyhine takip yaptıklarını, takibin semeresiz kaldığını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazını 05.01.2017 tarihinde davalı …’a, onun da 14.01.2017 tarihinde davalı …’a devrettiğini belirterek, bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, borçlunun ev hanımı olduğunu, borç kaynağı senedin gerçek bir alacak ilişkisine dayanmadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazın satışını gazete ilanından gördüğünü ve banka kredisi kullanarak satın aldığını, alakasız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı … vekili, alacağın gerçek olmadığını , borçlunun oğlu ile davacı alacaklının yakın arkadaş olduklarını belirtmiştir.
Davalı …, duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece, takibe dayanak yapılan bonoların ödeme tarihlerinin 01/11/2016 ve 01/12/2016 olmasına rağmen bono bedellerinin ödenmemesinden dolayı başlatılan takip tarihinin 11/07/2017 olduğu, bu tarihinde davaya konu taşınmazın satışının yapıldığı tarihten sonraya rastladığı, takibe konu bonoların taraflar arasında muvazaalı şekilde her zaman geriye dönük olarak düzenlenebileceği, davalı …’nın paraya ihtiyaç duymasından dolayı davacıya başvurması üzerine davacı tarafından 100.000 TL miktarındaki bir parayı birer aylık ödeme tarihleri de göz önüne alındığında elden borç olarak vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı …’nın her ne kadar ticaretle uğraşıp, vergi mükellefi olduğu iddia edildiği ancak bu hususun dosya kapsamı gereği kanıtlanamadığı, davalı …’nın takibe itiraz etmediği gibi işbu davaya da cevap vermediği, davacı alacaklının öncelikle takip borçlusundaki alacağının varlığını şeklen değil gerçekten var olduğunu ispat etmesi gerektiği, borç senedinin tek başına alacağın varlığına yeterli olmadığı anlaşıldığından bahisle davanın , ön koşul yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf mahkemesi, ilk derece mahkemesinin davanın ön koşul yokluğundan reddine karar vermesinde isabetsizlik olmadığı , ancak vekalet ücretinin maktu yerine nisbi olarak hükmedilmesinin hatalı olmakla birlikte davacı vekili tarafından bu husus istinaf sebebi yapılmadığından, mahkemesince değerlendirme yapılamadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar vermiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Davacı vekili, vekalet ücreti ile ilgili düzeltme taleplerinin dikkate alınmamış olması nedeni ile maddi hatanın düzeltilmesi istemi ile İstinaf mahkemesine başvurmuş ve bu istem 27.05.2009 tarihli EK karar ile red edilmiş, süresi içerisinde bu EK karar de temyiz edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararda isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın 6100 sayılı HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2.Dava İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.
Tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır. Alacaklı tarafından açılan böyle bir dava ile cebri icra yolunun tamamlanması amaçlanır. Açılan dava kanıtlandığı takdirde tasarruf tamamen iptal edilmez. Sadece dava konusu mal borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış addedilerek, alacaklı bu malı haczettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etme olanağını bulur. Dolayısıyla, tasarrufun iptali sadece, bu davayı açan alacaklının, kendisini zarara uğratmak kastıyla hareket eden borçludan cebri icra yoluyla alacağını tahsiline olanak sağlayan bir yoldur.
Açıklanan amaç ve dava sonunda elde edilecek menfaat gözetildiğinde, tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için; alacaklının borçluda gerçek bir alacağının olması, borcun tasarruftan önce doğması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunması gereklidir.
Somut olayda , borcun kaynağı 10.10.2016 tanzim tarihli bono olup , tasarruf bu tarihten sonra 05.01.2017 tarihinde ge rçekleşmiş, dava 28.08.2017 tarihinde 5 yıllık hak düşürücü sürede açılmış, borçlu hakkındaki takip kesinleşmiş ve 14.08.2017 tarihli haciz tutanağının aciz belgesi niteliğinde olduğu görülmüştür.
Sayılan bu koşullardan “alacaklının borçluda gerçek bir alacağının olması” koşulunun irdelenmesi, somut olayın çözümünde önem taşımaktadır.
Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa, bu durumda tasarruf sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Bu nedenledir ki, üçüncü kişi-davalının, borcun gerçek olmadığı iddiası yönündeki savunmasının araştırılmasında zorunluluk vardır. Davacı alacaklı vekili, borçlunun servis işi yaptığını vergi mükellefi olduğunu, taşıma şirketi olduğunu bu işlerin yürütülmesi sırasında maddi sıkıntıya girince davacıdan borç istediğini, takip konusu paranın bu sebeple verildiğini belirtmiştir.
Şu halde , mahkemece , borçlunun 2015-2016 yıllarına ait vergi bildirimlerinin vergi idaresinden istenilerek, şirket bilançolarının celbi ile üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle, borçlunun bu tarihlerde kar-zarar ve mali durumu konusunda araştırma yapılması diğer taraftan davacı alacaklının da o tarihlerde bu borcu verebilecek ekonomik güce sahip olup olmadığının zabıta marifeti ile araştırılıp toplanan delil ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bennte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin EK karara yönelik temyiz istemlerinin reddi ile EK KARARIN ONANMASINA, 2 nolu bentde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyize konu yerel mahkeme kararının HMK 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, HMK 373/1 maddesi gereğince istinaf mahkemesinin esastan red kararının kaldırılarak dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 5 Hukuk Dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 14,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 06.01.2021 günü oybirliğiyle karar verilmiştir.