Yargıtay Kararı 14. Ceza Dairesi 2011/12351 E. 2013/7927 K. 19.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/12351
KARAR NO : 2013/7927
KARAR TARİHİ : 19.06.2013

Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık …’nın yapılan yargılaması sonunda; atılı suçtan mahkûmiyetine dair … Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 22.05.2009 gün ve 2009/49 Esas, 2009/140 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Oluşa göre, kayden 24.10.1993 doğumlu olup suç tarihinde 14 yaş 5 aylık olan mağdure ile sanığın anlaşarak birlikte kaçıp sanıkla mağdurenin birden fazla cinsel ilişkiye girdikleri, daha sonra resmî olarak evlendiklerinin anlaşılması karşısında, TCK.nın 30. maddesi hükümlerine göre hata halinin mevcut olup olmadığının tespiti için mağdurenin suç tarihi itibarıyla görünüm olarak 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı, içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumları da dikkate alınarak, sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı araştırılarak, mahkemenin dosyadaki tüm verilerle birlikte kendi gözlemini de tespit edip, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.06.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
TCK.nın 30/1. maddesinde öngörülen “hata” halinin, ancak sanık tarafından ileri sürülmesi durumunda mahkemece takdir edilmesi gerektiği, suç tarihinden itibaren yaklaşık 6 yıla yakın bir sürenin geçmiş olduğu da gözetildiğinde, mahkemeden, sanığın hataya düşüp düşmediği konusunda sonuca varmasının istenmesinin hukuken yerinde olmayacağı düşüncesini taşıyoruz.. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hataya düştüğünü ileri sürecek olan sanığın bu beyanının doğruluğunun araştırılması tabii ki mahkeme tarafından yapılacaktır. Ancak sanık tarafından ileri sürülmeyen hata halinin, mahkemenin araştırılmasının istenmesi hukukun temel kuralları ile bağdaşmaz.
Ceza davalarında maddi gerçeğin araştırılmasının mahkemenin görevi olduğu ileri sürülebilir. Ancak, sanığı işlediği eylem nedeniyle, suçun maddi unsurlarının oluşup oluşmadığı ya da suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşme ise ancak kişisel bir durumu ifade eder. Kişisel olarak ileri sürüldüğünde bunun doğruluğunun araştırılması, hata kavramına ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik bir çalışmadır. Zira TCK.nın 30. maddesinde, “fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz.” “Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.” hükmünü öngörmektedir. Maddede “Maddi unsurları bilmeyen bir kimse”nin, “hataya düşen kişi”nin hatasından yararlanacağı ve kasten hareket etmiş sayılmayacağı ifade edilmektedir. Sanık hataya düştüğünü ifade etmezse kasten hareket etmediğinden de söz edilemez. Örneğin, suç tarihinde 17 yaş görünümünde olan ancak gerçek yaşının 14 olduğu fail tarafından bilinen mağdura karşı işlenen cinsel istismar suçunda, fail, mağdurun görünümünden yaşının büyük olduğunun anlaşıldığı ileri sürülerek, hata kurumunda yararlandırılamaz. Failin yaş konusunda hataya düştüğü, ancak, kendisinin ileri sürmesi veya mağdurun yaşının büyük olduğunu söylediğinin anlaşılması, cinsel istismarın yaş gerçekliğinin öğrenilmesine elverişli olmayacak kadar kısa sürmesi, (mağdurenin fiziksel görünümünün, mağdurenin yaş konusundaki beyanı veya sanığın hata konusundaki savunması ve çocukların fiziksel görünümlerinin büyüme ile çabuk değiştiği de gözetilerek), mahkemenin yargılama evresinde görünüme ilişkin tespitte bulunması ve bunu tutanakta veya bir başka belgede belirlemiş olması halinde kabul edilebilir. İşte mahkemenin burada yaptığı, araştırma faaliyeti maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve tespiti ile ilgilidir.
Suçun işlendiği tarih olan Mart 2008’den itibaren temyizen inceleme tarihine kadar 6 yıla yakın sürenin geçmiş bulunmasının, mağdurun görünümünde oluşan değişiklik de düşünüldüğünde hata değerlendirmesi yapılmasına engel olacağı açıktır.
Mağdurun içinde bulunduğu evlilik durumu, suçun oluşup oluşmamasına ya da sanığın, cinsel istismar suçuna yönelik kastının varlığına ya da yokluğuna etki etmez. Daire kararında sanığın mağdure ile evlenmiş olması vurgusu yapılmaktadır. Mağdur ile evlenmiş olmasa da mağdurun yaşına ya da başka bir maddi unsura ilişkin sanığın hatası, suça ilişkin kastın bulunup bulunmadığı noktasında farklı sonuçlara yol açabilir. İnceleme konusu dosyada sanık, mağdurun yaşı hususunda, diğer deyişle yaşının büyük olduğu konusunda hataya düşmüşse bunu hiç bir yerde ileri sürmediği ve yaş konusunda hataya düştüğünü belirtmediği gözetilmeden, bilirkişinin, suç tarihinde mağdurun yaşının büyük olduğuna ilişkin yaklaşımının, sanığın hukuki durumunu değiştirmeyeceği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun “hata” araştırmasına yönelik bozma kararına katılmıyorum.