Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/517 E. 2014/15016 K. 29.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/517
KARAR NO : 2014/15016
KARAR TARİHİ : 29.09.2014

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ECRİMİSİL-TAZMİNAT

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu 532 ada 10 parsel sayılı taşınmaza komşu 532 ada 9 parsel maliki olan davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın taşkın yapılaşmak suretiyle elattığını, taşınmazın geri kalan kısmının kullanılamaz hale geldiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerinde bulunmuş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile taşınmazında meydana gelen değer kaybının tazmini ve ecrimisilide istediğini bildirmiştir.
Davalı, kusurunun olmadığını belediye tarafından gösterilen alana bina yaptığını, taşınmazların bulunduğu ada bazında parsellerin kaydığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tazminat ve ecrimisil isteklerinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

-KARAR-

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 0.90.-TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 29.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(Muhalif) (Muhalif)

– KARŞI OY –

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım, beş yıllık ecrimisil , yıkımın mümkün olmaması halinde taşınmazın bedelinin davalıdan tahsili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, değer kaybı ve ecrimisil isteklerinin reddine karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden taraf parsellerinin 4.5.1970 tarihinde ifrazen oluştuğu, 10 sayılı parseli davacının 1972 tarihinde 9 sayılı parseli davalının 1987 tarihinde satın alma yolu ile edindikleri, davalının inşaat ruhsatına dayalı olarak 9 sayılı parseline bina yaptığı ancak ada bazındaki kayma nedeniyle davalı binasının davacı parseline taşkın hale geldiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, TMK’nun 718 ve 719. maddeleri taşınmaz mülkiyetinin kapsamını belirlemiş ve böylece taşınmaz malikinin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının doğal sonucu olan egemenliğinin sınırlarını, yetkilerini vurgulamıştır. Öte yandan mülkiyet hakkına malikin arzusu dışında vaki her türlü taşkınlık (tecavüz) halinde TMK maliki bazı yetkilerle donatmıştır. (TMK 683 ve devamı maddeleri) bu halde taşınmazına taşkın bina yapılan malik kural olarak yukarda anılan hükümlerin kendisine bahsettiği yetkilerden (dava haklarından) birini kullanarak çıkarlarını koruyabilir. İşte yasa koyucu, yapı gibi önemli bir ekonomik ve sosyal değerin yok edilmemesi amacı ile TMK’nun 725.maddesinde tecavüzlü arsa sahibinden çok taşkın yapı sahibi yararına bazı haklar düzenlemiştir. Anılan maddenin 2.fıkrası hükmü, taşınmaz mülkiyetine gerçekci akılcı bir istisna mülkiyet hakkına da bir takyit getirmiş ve belirli koşullar altında arsa malikini taşkın yapıya katlanma zorunda bırakarak ona taşkın yapı sahibi yararına bir irtifak hakkı kurma hatta taşılan taşınmaz bölümünün mülkiyetin geçirme yükümlülüğü getirmiştir.
TMK’nun 725.maddesinde taşkın yapının kapladığı alanın mülkiyetinin verilmesini ya da bu alan üzerinde irtifak hakkı kurulmasını kural olarak ana yapının üzerinde yer aldığı taşınmaz malikinin isteyeceği görülmektedir. Bir başka ifade ile uygun bir bedel karşılığında temliki ya da irtifak hakkı kurulmasını taşkın inşaat sahibi isteyebilecektir.
Görülüyor ki, anılan maddede arsasına taşılan kimsenin (arsa malikinin) tescil davası açabileceği hususunda herhangi bir açıklık yoktur. Ancak, TMK’nun 725. maddesinde böyle bir açıklığın olmaması arsa malikinin bu yolda bir dava hakkı bulunmadığı şeklinde yoruma elverişli değildir. Aksine, bilimsel görüşler sınır aşılmasından zarar gören arsa malikinin de tescil davası açabileceği doğrultusunda yoğunlaşmıştır. Nitekim, yargısal kararlar da bu doğrultudadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; ada bazındaki kayma ve davalının binasını inşaat ruhsatı alarak yaptığı gözetildiğinde davalıyı kötüniyetli olarak kabul etmek olanaksızdır. Nitekim, mahkemenin kabulü de bu yöndedir.
Bu durumda davalının, kötüniyetli zilyedin malike ödemekle yükümlü olduğu ecrimisilden sorumlu tutulmaması doğrudur.
Ancak, davacı öncelikle elatmanın önlenmesi, yıkım olmadığı taktirde arsa bedelini istediğine, davalı iyiniyetli olup bilirkişiler de yıkımın fahiş zarar doğuracağını rapor ettiklerine göre davacının arsa bedeli isteğinin değerlendirilmesi zorunludur.
Hal böyle olunca, ifraz hususu kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve resen gözetilmesi zorunlu olduğundan öncelikle taşkın yapının bulunduğu alanın ifrazının mümkün olup olmadığının belediye encümen kararına dayalı olarak sorulması, ifraz mümkün ise davalının kabul etmesi halinde bu bölümün bedeli davacıya ödenerek davalı adına tesciline karar verilmesi, ifraz mümkün değil ise yapının biçimi, boyutları kullanma amacı, elatılan bölüm dışındaki davacıya ait toprak parçasının yararlanmaya elverişli olup olmadığı da gözönünde tutularak tüm arsa bedelini ödeyip ödemiyeceğinin davalıdan sorulması ödenmesi halinde taşınmazın davalı adına tescil edilmesi aksi halde mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabul edilmesi gerekirken değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun onama görüşüne katılamıyoruz.