Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/8984 E. 2021/12437 K. 18.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8984
KARAR NO : 2021/12437
KARAR TARİHİ : 18.10.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No : 2019/2009-2020/805
İlk Derece
Mahkemesi : Ödemiş 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
No : 2016/1164-2019/620

Dava, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10.Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi

I-İSTEM
Davacı, 03/10/1983 tarihinden 02/08/2004 tarihine kadar …… san. Tic. A.Ş.’de sigortalı işçi olarak çalıştığını, çalışmış olduğu bu sürelerin tamamında sigorta primleri ödendiğini, işveren şirketi olan …… San. ve Tic. A.Ş. babasının da hissesi olduğundan, babasının vefatından sonra bu şirkete aynı zamanda hissedar olduğunu, 26/08/2005 tarihinde Ödemiş Vergi Dairesi’nde kayıt açtırarak nakliyecilik yapmaya başladığını, bu faaliyeti halen devam ettiğini, nakliyecilik yapmaya başladığında Bağkur’a kaydı yapıldığını ve nakliye işi yapmaya başladığı tarihten itibaren Bağkur kaydı devam ettiğini, 506 sayılı yasaya tabi olarak çalıştığı dönemlerin tamanını Bağkur’a aktarılması için davalı kuruma başvurduğunu, davalı kurum tarafından 03/10/1983 tarihinden 02/08/2004 tarihine kadar olan tüm sigortalılığının iptal edildiğini, ancak bağkur’a aktarılmadığını, sigortalı hizmet sürelerinin iptaline neden olarak şirket ortağı olması gösterildiğini, davalı kurumun bu işleminden zarar gördüğünü belirterek 506 sayılı yasaya tabi olarak çalıştığı 03/10/1983-02/08/2004 tarihleri arasında geçen sigortalı hizmet sürelerinin iptaline ilişkin kurum işleminin iptaline, iptal edilen bu sigortalılık sürelerinin Bağkur’a aktarılmasını talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum, 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. maddesi ve 5510 sayılı Kanunun Geçici 8. maddesinde belirtilen süreler içerisinde davacının Kuruma başvurusunun bulunmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi, davanın kabulüne, Davacı … T.C. Kimlik numaralı …’nün … sicil nolu iş yeri …… San. Ve Tic.A.Ş. Nezdinde 03/10/1983 – 02/08/2004 tarihleri arasında geçen sigortalı gün bedelinin iptaline ilişkin kurum işleminin iptaline, davacının iptal edilen sigortalı sürelerinin BAĞKUR’a aktarılması gerektiğinin tespitine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi, davalı … Başkanlığı vekilinin istinaf talebinin kabulüyle, Ödemiş 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nin, 13.06.2019 tarihli, 2016/1164 E, 2019/620 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacı … T.C. Kimlik numaralı …’nün … sicil nolu iş yeri …… San. ve Tic.A.Ş. Nezdinde 03/10/1983 – 02/08/2004 tarihleri arasında geçen sigortalılık süresinin iptaline ilişkin kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davalı vekili; 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. Maddesi ve 5510 sayılı Kanunun Geçici 8. Maddesi kapsamında süresinde Kuruma müracaat bulunmamasına rağmen, yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulduğunu beyan ederek; ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25 maddeleri ile 506 sayılı Kanunun 2 ve devamı maddeleridir.
İnceleme konusu dosyada; Davacının 03.10.1983 – 30.11.1986 tarihleri arasında 163158 sicil nolu …Nebati Yağ A.Ş. ünvanlı iş yerinden, 01.06.1988-02.08.2004 tarihleri arasında ….35 sicil numaralı …… A.Ş. ünvanlı işyerinden 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalık bildiriminin bulunduğu, kurum Teftiş Kurulu Başkanlığı‘nın 25.10.2002 tarih ve 2002/SR-156/91 Sayılı raporunda … sicil numaralı …… San. A.Ş.’ye ait tuğla fabrikası işyerindeki denetiminde, davacının …Nebati Yağ San ve Tic. A.Ş.’nin ve …… San. Tic. A.Ş.’nin kurucu ortağı olduğundan Bağ-Kur sigortalısı olması gerektiğinden, 03.10.1983 tarihi itibariyle sigortalılığının iptali gerektiği kanaati bildirdiği, kurum tarafından söz konusu sigortalılığın iptal edilmesi için ilgili birimlere kurum içi yazışmalar ile bilgi verildiği, davacının 02.02.2004 tarihli bağ-kur’a giriş bildirgesinin bulunduğu ve bağ-kur sigortalılığının 03.08.2004 tarihinden itibaren başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Ticaret sicil kayıtlarından; …Kollektif Şirketi – Macit Kükrer ve ortakları 21.04.1973 tarihinde tescil edildiği, davacının babası Çoşgun Gülcü’nün ortaklar arasında olduğu, davacının babasının ölümü üzerine şirket ortaklığına veraseten davacının da girdiği, şirkette davacının kendisi, kardeşi ve Annesine %8 civarında hisse düştüğü (annesi velayeten), yine şirketin unvanın …Kollektif Şirketi – İzzet Tartal ve ortakları olarak 15.05.1984 tarihinde tescil edildiği, şirketin nevi değiştirme izni 22.05.1986 tarihinde …… san ve Tic. A.Ş. olarak ünvanı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından onaylandığı, A.Ş.’nin ana sözleşmesinde 15.000 hisseden 413 hisse davacıya ait olduğu, davacının kurucular içinde ismi bulunduğu, davacının 30.04.1993 tarihinde yönetim kurulu üyesi seçildiği, 02.08.2007 tarihine ve bu tarihli genel kurul toplantı tutanağına göre 3 yıl süreli yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, hissedarlığının devam ettiği görülmektedir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24. ve 25. maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler ve tüzel kişilerden limited şirketlerin ortakları zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 günü yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiş, limited şirket ortakları yanında anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları da kapsama alınmıştır. Daha sonra, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunla değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı, gelir vergisinden bağışık olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiş; anılan madde 22.03.1985 günü yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunla bir kez daha değiştirilip kapsam genişletilerek, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanlar zorunlu sigortalı olarak kabul edilmiş, bu düzenleme 4956 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur. 4956 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değiştirilen hükümle 02.08.2003 gününden itibaren zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden bağışık tutulanlar yönünden ise esnaf ve sanatkâr sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiştir.
Bilindiği gibi, ihtilaf konusu dönemde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 386. maddesinde vekalet akdi, “Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler . …” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre; vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekalet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, sahibine ait işin idaresini, bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin, hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekalet akdinde ücret kanunen şart olmayıp sözleşme veya teamül varsa vekil ücrete hak kazanabilir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ve 1475 sayılı İş Kanununda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde genel bir tanımla bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte iş sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanması ile edinilir.
Davacının dava dışı …… San. Tic. A.Ş. ve …Nebati Yağ A.Ş. Kurucu ortak olması nedeniyle, 4/1-a kapsamında bildirime konu olan 03.10.1983-30.11.1986 ve 01.06.1988-02.08.2004 dönemlerde davacının şirketlerle ilişkisinin 1479 sayılı yasa 24. Madde kapsamında vekalet ilişkisi mi yoksa 506 sayılı yasanın 79. Maddesi kapsamında hizmet akdimi olduğu hususu irdelenip sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular göz önünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.