Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/10147 E. 2021/13479 K. 22.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10147
KARAR NO : 2021/13479
KARAR TARİHİ : 22.12.2021

MAHKEMESİ : BURSA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; babası…’in Bursa İli Yıldırım İlçesi … Mahallesinde bulunan 649 parsel sayılı taşınmazda bulunan payının ölümünden altı ay sonra 13.12.1993 tarihinde kardeşi olan davalı tarafından 29.06.1989 tarihli vekaletle …’e satıldığını, satışın diğer mirasçılardan habersiz olarak yapıldığını ve miras payının geçersiz vekaletle devredildiğini, vekaletnamede murisin ölümünden sonra vekaletin devam edeceği yönünde herhangi bir ibare bulunmadığını, gerek temsil yetkisi gerekse vekâlet ilişkisini düzenleyen 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 35. maddesi ve yine aynı Kanun’un 397. maddesi gereğince temsil yetkisinin ve vekâlet ilişkisinin ölümle sona ermiş olduğunu, …’ün kendisine geçersiz vekaletle satış yapan davalıya aynı satış bedeliyle 21.07.1998 tarihinde taşınmazı sattığını , 15.09.1998 tarihinde de taşınmazın davalının eşi …’in üzerine geçtiğini, geçersiz hale gelen vekaletnameyle yapılan işlemler sonucunda yolsuz tescil söz konusu olup ,geçersiz vekaletname kullanılmak suretiyle usulsüz bir şekilde tescil olan gayrimenkulün zaman içinde 3. kişilere satıldığını ; geçersiz vekaletle yapılan satışı yeni öğrendiğini , davalının hissesine düşen payın satış bedelini de ödemediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve bilirkişi incelemesi sonucunda hissesi oranında belirlenecek taşınmazın dava tarihindeki değeri geçerli olmak üzere şimdilik 10.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 25.12.2017 tarihli dilekçeyle de dava tarihi itibariyle hissesine düşen arsa değerinin 246.183 TL olarak tespit edildiğini belirterek 246.183 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı; tazminat isteminin on yıllık zamanaşıma tabi olduğunu, ayrıca dava konusu taşınmaza ilişkin satışın geçerli bir vekaletle yapılmış olduğundan davanın yolsuz tescil değil vekaletin kötüye kullanılmasından kaynaklandığı, bu itibarla da alacak istemine beş yıllık
zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği nazara alındığında davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca dava tarihindeki değerin tahsili talebinin kanuna aykırı olduğunu, yasal faiz için temerrüt olması gerektiğini, satış bedelinin mirasçılara payları oranında ödendiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; vekilin hesap verme, müvekkilin hesap sorma yükümlülük ve hakları süreklilik arz ettiği, vekâlet ilişkisi devam ettiği sürece ve hatta vekâlet ilişkisinin ölümle sona ermesi halinde de vekilin hesap verme borcunun müvekkilinin mirasçılarına karşı devam edeceği, davalı vekilin ölümle sona eren vekaleti kullanarak murise ait taşınmazı sattığı, satış sözleşmesi tarihinde murisin ölmüş olması nedeniyle davalı ile aralarındaki vekalet ilişkisinin sona erdiği, sona eren vekalet ilişkisine rağmen taşınmaz hissesinin devrinin yolsuz tescil teşkil niteliğinde olup geçerli bulunmadığı, yolsuz tescil iddiasının hak düşürücü süreye tabi olmayıp ispatının her türlü delille mümkün olduğu, geçersiz vekaletle işlem yapan davalının aldığını iadeyle yükümlü bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının hissesinin dava tarihi itibariyle değeri olan 246.183 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince;vekilin hesap verme, müvekkilin hesap sorma yükümlülük ve hakları süreklilik arz ettiği, vekâlet ilişkisi devam ettiği sürece ve hatta vekâlet ilişkisinin ölümle sona ermesi halinde de vekilin hesap verme borcu müvekkilinin mirasçılarına karşı devam edeceği, davalı vekilin ölümle sona eren vekaleti kullanarak murise ait taşınmazı sattığı, davacının taşınmazın satışından haberdar olmadığı savunmasına itibar edilemeyeceği zira mirasın murisin ölümü ile bir bütün olarak mirasçılarına geçeceği, davacının 1993 yılı Haziran ayında babası vefat ettikten sonra aynı yılın Aralık ayında yapılan taşınmaz satışını dava tarihinden hemen önce öğrendiği iddiasının tapu kayıtlarının aleni olması, davacının mirasçı sıfatıyla bunu her zaman öğrenmesinin mümkün bulunması ve tarafların kardeş olmaları nazara alındığında yerinde olmadığı, zamanaşımının satış tarihi itibariyle başladığı, davacının payına düşen bedeli talep ettiği tarih itibariyle beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, murisi… tarafından davalıya verilen vekalet görevinin ölümle sona ermesine karşın geçersiz vekaletnameyle yapılan temliklerin geçersiz olduğunu ileri sürerek 25.02.2016 tarihinde tazminat istekli eldeki davayı açmıştır.
Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Bunun doğal sonucu olarak vekalet sözleşmesinden doğan hak ve borçlar tarafların kişiliğine sıkı surette bağlı bulunmaktadır. Vekil eden, güvenini taşıyan bir kişi seçip işin görülme biçimi hakkında talimat vermektedir. Vekil edenin ölümü, iş görmenin yapılma biçimine egemen olan iradeyi ve yararı ortadan kaldıracağından, hatta görevin devamını imkansız hale getireceğinden vekalet sözleşmesini sona erdirir.
Ancak, vekalet sözleşmesinin ölümden sonra da devam edeceği sözleşmede kararlaştırılmış veya işin niteliğinden anlaşılıyorsa, vekalet sözleşmesinin devam edeceği 7.12.1940 tarihli ve 1938/20 E. 1940/87 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır.
Yukarıda değinilen ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; vekaletin murisin ölümünden sonra devam edeceğine dair bir hükmün vekaletnamede yer almadığı, vekaletin niteliği itibariyle de ölümden sonra devam edeceğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan; vekilin, vekil edenin ölümünü, başka bir deyişle vekalet yetkisinin sona erdiğini bilerek işlem yapmış olması durumunda, anılan işlemin yolsuz tescil niteliğini taşıyacağı açık olup bu niteliğe dayalı olarak açılan davalar, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreyi tabi bulunmaksızın her zaman açılabilir.
HMK’nın 31. maddesi gereğince hukuki nitelendirme hakime aittir. Yapılan bu açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesinin davanın yolsuz tescile ilişkin olduğuna ilişkin değerlendirmesi doğrudur.
Hal böyle olunca bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesince doğru olarak belirlenen hukuki nitelendirme itibariyle davanın zamanaşımına tabi bulunmadığı, kaldıki davacının satışı, dava tarihinden kısa bir süre önce öğrendiğine ilişkin iddiasının aksinin ispatlanamadığı, vekalet ilişkisine ilişkin zamanaşımı süresinin de davanın açıldığı 25.2.2016 tarihi itibariyle dolmadığı nazara alındığında, bu ilkeler çerçevesinde uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararının HMK’nın 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın aynı Kanun’un 373/2 maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 22/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.