Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/14999 E. 2021/7709 K. 27.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/14999
KARAR NO : 2021/7709
KARAR TARİHİ : 27.10.2021

MAHKEMESİ : … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki ilk derece mahkemesinde görülen tasarrufun iptali davasında verilen davanın reddine ilişkin hüküm hakkında davacı vekilinin başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; istinaf talebinin reddine ilişkin kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü;
K A R A R
Davacı vekili, müvekkilinin davalı …’dan alacaklı olduğunu, davalı borçlu aleyhine … 9. İcra Müdürlüğü’nün 2015/ 26087 sayılı dosyası ile takip yapıldığını, davalı borçlunun aciz halinde olduğunu, davalı borçlunun adına kayıtlı “… İli, … İlçesi, 19 parselin ¾ hissesi ve 18 parsel, 10884 ada, 1 parselin mal kaçırma gayesi ile davalı …’a düşük bedel ile mal kaçırma kasdı ile devredildiğinin tespit edildiğini beyan ederek davalılar arasındaki tasarrufun iptaline, icra dosyalarındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davanın reddine karar verilmiş hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme neticesinde; istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir
Dava, İİK 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre
borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahsın tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir.
Mahkemece davalı Şefik tarafından davalı borçluya banka kanalı ile ödenen 120.000 TL ve tapuda gösterilen değerleri birlikte değerlendirildiğinde bedel farkı bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmişse de dosya kapsamına göre varılan sonuç doğru görülmemiştir.
Somut olayda; davalı borçlu tarafından dava konusu … İli, … ilçesi, 19 parselin ¾ hissesi 02.12.2015 tarihinde 51.215 TL bedel ile, … İlçesi 18 parsel 20.065 TL bedel ile, 10884 ada, 1 parsel ise 60.015 TL bedel ile davalı …’a devredilmiştir. Dava konusu gayrımenkulerin tasarruf tarihindeki değerleri bilirkişi raporu ile belirlenmiş olup, 19 parselin ¾ hissesinin tasarruf tarihindeki gerçek değeri 121.875,00 TL, 18 parselin tasarruf tarihindeki gerçek değeri 47.750,00 TL, 10884 ada, 1 parselin tasarruf tarihindeki değeri ise 285.960,00 TL olarak belirlenmiştir. Dava konusu gayrımenkullerin değerleri(Gerçek değeri ve ödenen değer) ayrı ayrı değerledirilmeksizin dava konusu gayrımenkullerin gerçek değeri ile tapuda gösterilen değer ve ödenen banka ödemesi dikkate alınarak misli aşan fark bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ayrıca; kabule göre de; davacı vekili tarafından davalı borçlu aleyhine başlatılan … 9. İcra Müdürlüğü’nün 2015/26087 sayılı icra dosyasında takip işlemlerinin alınan ihtiyati haciz kararı ile başlatıldığı, dosyadan alınan 04.12.2015 tarihli haciz tutanağının da ihtiyati hacze ilişkin tutanak olduğu, ancak icra dosyasında ödeme emrinin davalı borçluya tebliğ edildiğine dair tebligat parçasının dosyada olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü kabul edilerek karar verilmişse de; Dairemizce bu yönden denetim yapılamadığından; ödeme emrinin davalı borçluya tebliğ edilip edilmediği, ihtiyati haczin kesin hacze dönüşüp dönüşmediğinin tespit edilmesi, ödeme emri tebliğ edilmişse ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü kabul edilerek dosyanın diğer hususlar yönünden incelenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın HMK’nın 373/2.maddesi gereğince ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 27/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.