YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/48
KARAR NO : 2021/598
KARAR TARİHİ : 02.12.2021
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 15. Ceza Dairesi
Nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanıklar … ve …’ın beraatlerine ilişkin … 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.10.2015 tarihli ve 39-326 sayılı hükümlerin katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 25.04.2017 tarih ve 11966-9964 sayı ile;
“…Katılan …’ün eşi ….. Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti’nin ikiyüzde bir hissesine sahip olduğu, şirketin geri kalan tüm hissesinin ise CCT Yapı Kimyasalları San. Tic. Ltd. Şti’ne ait olduğu, sanık …’ın bu şirketin yetkilisi, diğer sanık …’in muhasebeci olduğu ve şirket ortağı ……ün sağlığında … 3. Noterliğinde 06.11.2003 tarih ve 32497 yevmiye numarası ile düzenlenen ‘… Gıda Maddeleri Züccaciye Ltd. Şti’de sahip olduğu hisselerinin dilediği kişi ya da tüzel kişilere dilediği bedelle satılmasına, devir bedellerinin alınmasına, bu hususta alınacak kararları imzalamaya ve pay defterlerini imzalamaya…’ gibi yetkileri içeren vekaletname ile sanık …’i vekil tayin ettiği, ancak ……ün 19.01.2010 tarihinde vefat ettiği, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek ölümden yaklaşık 22 ay sonra ölüm nedeniyle hukuken son bulmuş olan vekaletnameyi kullanarak 11.11.2011 tarihinde düzenledikleri limited şirket hisse devri sözleşmesi ile ölen ……e ait hissenin, diğer sanık …’a devrini sağladıkları, aynı tarihte … 10. Noterliğine müracaat ile burada yapılan 18409 yevmiye nolu işlem ile hisse devri altındaki imzaların ve hisse devri sözleşmesinin dayanağının doğruluğunun onaylandığına ilişkin onay belgesi düzenlettirdikleri, bu şekilde üzerlerine atılı suçları işlediklerinin iddia edildiği olayda, vekalet verenin ölümü ile vekaletin hukuken geçersiz olması ve vekalet verenin ölümü üzerinden 22 ay zaman geçmesi, ölen şahsın şirket ortağı olup sanıkların şirketi yöneten ve muhasebecilik yapan şahıslar olması nedeniyle, hisse sahibi ……ün öldüğünü bildiklerinin anlaşılması karşısında ve ayrıca sanıkların düzenledikleri limited şirket hisse devri sözleşmesinin noter onayının yalnızca imza ve tarih onayı olmayıp taraflara, dayanak belgeye, dolayısı ile içeriğe yönelik düzenleme biçimde bir onay belgesi olması nedeniyle resmî belge niteliğinde olduğu, bu şekilde sanıkların eylemlerinin fikir ve eylem birliği içerisinde tacir veya şirket yöneticilerinin dolandırıcılığı ve resmî belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu gözetilmeden mahkûmiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan … 9. Ağır Ceza Mahkemesince 19.11.2018 tarih ve 268-406 sayı ile sanıkların TCK’nın 158/1-h-son, 62, 52/2 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay erteli hapis ve 80 TL adli para cezası; aynı Kanun’un 204/1-3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, resmî belgede sahtecilik suçu yönünden sanıklar hakkında TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin verilen hükümlerin sanıklar müdafileri ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 11.07.2019 tarih ve 4186-7793 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.10.2019 tarih ve 95082 sayı ile;
“…818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nun ‘Ölüm, ehliyetsizlik, iflas’ başlıklı 397. maddesinin 1. fıkrasında ‘Hilâfı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekâlet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zavali veya iflâsı ile nihayet bulur.’ düzenlemesi yer almakta iken, 6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu’nun maddeyi karşılayan 513. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde de ‘Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur.’ şeklinde hükme bağlanmıştır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 07.12.1940 tarihli ve 1938/20 Esas, 1940/87 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında da ‘…Vekil edenin ölümünden sonra dahi taşınmaz malının başkasına satışına ve ferağının verilmesine dair olan vekalet ilişkisinin süregeleceği taraflar arasında kararlaştırılmışsa ölümden sonra da vekilin yetkileri süregelir…’ ifadesine yer verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve birçok dairenin kararlarının da bu yönde olduğu bilinmektedir.
Somut olayda; müteveffa ……ün sağlığında … 3. Noterliğinde 06.11.2003 tarih ve 32497 yevmiye numarası ile düzenlenen ‘… Gıda Maddeleri Züccaciye Ltd. Şti’de sahip olduğu hisselerinin dilediği kişi ya da tüzel kişilere dilediği bedelle satılmasına, devir bedellerinin alınmasına, bu hususta alınacak kararları imzalamaya ve pay defterlerini imzalamaya…’ gibi yetkileri içeren vekaletname ile sanık …’i vekil tayin ettiği, 07.07.2006 tarihinde yapılan hisse devri ile …’in şirkette % 0,5 hissesinin kaldığı, dosyada fotokopisi mevcut 04.12.2008 tarihli ve 10 sayılı şirket karar defteri toplantı tutanağına göre ‘…2- Ticaret Kanunu’na göre (en az iki ortak şartı) … … üzerinde bırakılan 1 adet hisse ile ilgili olarak; bu hissenin CCT Ltd. Şti’ne ait olduğu, şirketçe gösterilecek 3. kişi veya kuruma devredileceği, işlemler hususunda önceden vekil edilen …’in de yetkili olduğu (ölüm, gaiplik, medeni haklarını kullanma ehliyetini kaybetme gibi durumlar dahil), bu bir adet hisse sahipliği nedeniyle hiçbir hak ve talebi kalmadığını … … kabul, beyan ve taahhüt etmiştir…’ şeklinde karar alındığı ve 09.01.2010 tarihinde vefat eden …’in hissesinin yukarıda anılan vekaletname ve karar uyarınca 11.11.2011 tarihinde sanık … tarafından sanık …’ya devredildiği anlaşılmakla, Borçlar Kanunu’nun 513. maddesine göre, vekil eden ……ün, vekaletin ölüm hâlinde dahi geçerli olacağına dair, ayrıca hisse sahipliği nedeniyle hiçbir hak ve talebi kalmadığı hususunda sağlığında iradesini beyan etmiş olması, gerek vekaletnamenin gerekse karar defteri toplantı tutanağının sahteliği konusunda katılanların iddialarının bulunmaması, sanıkların da aksi ispatlanmayan, vekaletin ölüm hâlinde dahi geçerli olacağına dair karar almaları ve ……ün fiilen şirkette hakkı bulunmaması nedeniyle suç işleme kasıtlarının bulunmadığını savunmaları karşısında, atılı suçların manevi unsurlarının oluşmadığı, kaldı ki; vekaletname içeriği ve alınan karar uyarınca maddi unsurların da gerçekleşmediği,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 24.12.2019 tarih ve 11328-15404 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı suçların yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
… 3. Noterliğinin 06.11.2003 tarihli ve 32497 yevmiye numaralı vekaletnamesine göre; vekalet verenlerin…… … ve … …, vekil edilenin sanık … olduğu, söz konusu vekaletnamede “Bizi temsilen … Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nde sahip olduğumuz hisseleri dilediği kişi ya da tüzel kişiliklere dilediği bedelle satmaya, devir bedellerini almaya, bu devir hususunda alınacak kararları imzaya, pay defterlerini adımıza imzaya, bu konudaki ticaret sicil işlemlerini takibe, noterden düzenlenecek hisse devir senetlerini adımıza imzaya, ticaret sicil memurluğu, vergi dairesi, sosyal sigortalar kurumu, belediyeler, ticaret odası nezdinde tüm başvuruları yapmaya, evrakların tamamını imzalamaya, ana sözleşmede olabilecek düzeltmeleri bizden farksız olarak yaptırmaya ek ve değişiklik metinlerini imzaya, tescil ve ilan ettirmeye, ödenmesi gereken bilumum harç ve vergileri ödemeye, fazla ve yersiz yatırılan harç ve vergileri geri almaya, münferiden mezun ve yetkili olmak üzere 1966 doğumlu … vekil edildi.” açıklamalarına yer verildiği,
Ticaret Sicili Gazetesinin 22.07.2005 tarihli ve 6352 sayılı nüshasına göre; … Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti’nin ortaklarının…… … ile … … olduğu ve 01.07.2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısında şirket müdürü olan…… … ile ……ün müdürlüğünün devamına, yanlarına bir yıllığına yine münferit imza ile …r’in müdür olarak atanmasına karar verildiği,
Ticaret Sicili Gazetesinin 07.07.2006 tarihli ve 6594 sayılı nüshasına göre; … Gıda Maddeleri şirketinin ortakları………ün 2.500 TL tutarındaki 100 adet hissesini ve ……ün ise 2.475 TL tutarındaki 99 adet hissesini sanık …’ın temsil ettiği CCT Yapı Kimyasalları Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ne devrettiği, vaki hisse devirleri neticesinde 5.000 TL olan şirket sermayesinin 199 adet hisseye karşılık olan 4.975 TL’nin CCT Yapı Kimyasalları şirketine ve 1 adet hisseye karşılık olan 25 TL’nin ……e ait olduğu,
… Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti’nce alınan 04.12.2008 tarihli ve 10 sayılı karara göre; toplantıya şirket ortakları … … ile CCT Yapı Kimyasalları şirketi adına sanık …’ın katıldığı, toplantı konusunun müdürlük yetki iptali ve şirket ortaklarının taahhütleri hakkında olduğu, kararın ikinci maddesinin; “Ticaret Kanunu’na göre (en az iki ortak şartı) … … üzerinde bırakılan 1 adet hisse ile ilgili olarak; bu hissenin CCT Ltd. Şti’ye ait olduğu, şirketçe gösterilecek 3. kişi veya kuruma devredileceği, işlemler hususunda önceden vekil edilen …’in de yetkili olduğu (ölüm, gaiplik, medeni haklarını kullanma ehliyetini kaybetme gibi durumlar dahil), bu bir adet hisse sahipliği nedeniyle hiçbir hak ve talebi kalmadığını, … … kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.” şeklinde olduğu, kararın oy birliği ile alındığı ve … … ile CCT Yapı Kimyasalları şirketi adına sanık … tarafından imzalandığı,
Ticaret Sicili Gazetesinin 16.12.2008 tarihli ve 7207 sayılı nüshasına göre; … Gıda Maddeleri şirketi ortaklar kurulunun 03.12.2008 tarihli ve 9 numaralı kararı gereğince, toplantıya … … ile CCT Yapı Kimyasalları şirketi adına sanık …’ın katıldığı, 3 yıl süre ile sanık …’ın şirket müdürü olarak atanmasına karar verildiği,
UYAP Bilişim Sistemi üzerinden temin edilen katılan …’ün nüfus aile kayıt örneğine göre; katılanın eşi olan ……ün 19.01.2010 tarihinde vefat ettiği,
… 10. Noterliğince düzenlenen 11.11.2011 tarihli ve 18409 yevmiye numaralı limited şirket hisse devri sözleşmesine göre; hissesini devredenin … …, hisseyi devir alanın sanık …, devredilen hissenin adedinin 1, bedelinin 25 TL olduğu ve sözleşmede; “Ticari merkezi Ulubey Sok, No: 24, Büyükesat, …, … adresinde bulunan ve … Ticaret Sicil Memurluğunun 107… sicil numarasında kayıtlı bulunan 61…… vergi sicil numaralı … Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirket ortaklarından ben devreden adı geçen şirketteki 1 adet hissemi bütün aktif ve pasifiyle, hukuki ve mali yükümlülükleriyle birlikte yukarıda ismi yazılı bulunan şirket ortağımız olmayan devralana 25,00 TL bedel karşılığında devir ve temlik ettim. Devir bedelini kendisinden nakten ve tamamen aldım. Devrettiğim hissemin devir alan adına kayıt ve tescil edilmesine rıza ve muvafakat ettiğimi şimdiden kabul, beyan ve ikrar ederim.
Ben hisseyi devralan olarak yukarıda hissesini devir edenin beyanında yazılı olduğu şekilde, adı geçen şirketteki hissesini devir aldım. Devir bedelini kendisine nakten ve tamamen ödedim.
Taraflardan her biri bu şirket hisse devir sözleşmesini devralan adına ortaklar pay defterine yazdırmaya yetkilidir. Taraflar işbu sözleşmenin ilgili mercilere kayıt ve tescil ettirilmesine rıza ve muvafakatlarının bulunduğunu, devredenin terkin edilmesini, şimdiden kabul, beyan ve ikrar ederler.” açıklamalarına yer verildiği, sözleşmenin devir eden sıfatıyla ……e vekaleten sanık … ve devir alan sıfatıyla sanık … tarafından imzalandığı, hisse devri sözleşmesinin dayanağının ise … 3. Noterliğinin 06.11.2003 tarihli ve 32497 yevmiye numaralı vekaletnamesinin olduğu,
Ticaret Sicili Gazetesinin 17.11.2011 tarihli ve 7942 sayılı nüshasına göre; … Gıda Maddeleri şirketinin ortağı ……ün vekili sanık … tarafından 25 TL tutarındaki 1 adet hissesinin sanık …’a devredildiği, vaki hisse devri neticesinde 5.000 TL olan şirket sermayesinin 199 adet hisseye karşılık olan 4.975 TL’nin CCT Yapı Kimyasalları şirketine ve 1 adet hisseye karşılık olan 25 TL’nin sanık …’a ait olduğu,
2011 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesine göre; … Gıda Maddeleri şirketinin ticari bilanço zararının 24.103,23 TL, tek düzen hesap planına göre aktif toplamının 931.384,95 TL, pasif toplamının 931.384,95 TL olduğu,
Ticaret Sicili Gazetesinin 12.01.2012 tarihli ve 7982 sayılı nüshasına göre; … Gıda Maddeleri şirketinin sermayesinin sanık … imzası ile 5.000 TL’den 100.000 TL’ye çıkarıldığı,
Ticaret Sicili Gazetesinin 26.07.2012 tarihli ve 8120 sayılı nüshasına göre; … Gıda Maddeleri şirketinin ortağı CCT Yapı Kimyasalları şirketi adına sanık …’ın 97.500 TL tutarındaki 3.900 adet hissesini Haluk Zaim’in temsil ettiği NANNI Makrac Kereskedelmi Korlatoit Felelössegü Tarsasag’a devrettiği, vaki hisse devri neticesinde 100.000 TL olan şirket sermayesinin 3.900 adet hisseye karşılık olan 97.500 TL’nin NANNI Makrac Kereskedelmi Korlatoit Felelössegü Tarsasag’a ve 100 adet hisseye karşılık olan 2.500 TL’nin sanık …’a ait olduğu,
… Ticaret Sicili Müdürlüğünün 27.09.2012 tarihli 51855 sayılı yazısına göre; ……ün … Gıda Maddeleri şirketinin 10.11.2003 tarihinde ortağı olup 11.11.2011 tarihinde hisselerini devir ederek ortaklıktan ayrıldığı,
… Ticaret Sicili Müdürlüğünün 16.05.2014 tarihli ve 26307 sayılı yazısına göre; … Gıda Maddeleri şirketinin adresinin Ulubey Sok, No: 24, Büyükesat, …, … ve sermayesinin 100.000 TL olduğu, şirketin 27.12.1994 yılında tescil edildiği ve faal durumda bulunduğu, ortaklarının Nannı Matrac Kereskedelmi Korlatolf Felelössegü Tarsasag ve sanık … olduğu, 24.12.2012 tarihinde müdürlük arşivinde çıkan yangın nedeniyle şirketin dosyasının yandığı ve detay bilgilere ulaşılamadığı,
Sanıklar müdafisi Av. … 20.06.2016 tarihli tebliğnameye itiraz dilekçesine göre; ……ün vefat tarihinden hisse devri tarihine kadar şirket ortaklar kurulunun hiç toplanmadığı,
… Ticaret Sicili Müdürlüğünün 25.12.2017 tarihli ve 83871 sayılı yazısına göre; … Gıda Maddeleri şirketinin ortaklarının 01.12.2008 tarihli karara göre … …11.11.2011 tarihli karara göre CCT Yapı Kimyasalları şirketi ve sanık …; 12.06.2012 tarihli karara göre ise NANNI Makrac Kereskedelmi Korlatoit Felelössegü Tarsasag ile ve sanık … olduğu, yazı ekindeki ticaret sicili gazetesi suretlerine göre 16.12.2008 ve 17.11.2011 tarihleri arasında herhangi bir toplantı yapılmadığı,
… Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti’nce Mahkemeye gönderilen 03.07.2018 havale tarihli yazıya göre; şirket bünyesinde tam gün muhasebeci çalışmadığı mali konuda ihtiyaç olduğunda kendine ait ayrı … yeri bulunan mali müşavir sanık …’in ofisine gidilerek yardım alındığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan …; tanıklar ……ve … ile birlikte ortağı olduğu…AŞ, …AŞ,… AŞ, … AŞ ve … Ltd. Şti’nin 2002 krizinde zor duruma düştüğünü, bunun üzerine … Gıda Maddeleri şirketini devraldıklarını, ancak resmiyette şirketin ortaklarının … … ve … … olduğunu, ortağı olduğu şirketlerin mal varlıklarını emaneten 2003 yılında … Gıda Maddeleri şirketine devrettiklerini, 2006 yılına gelindiğinde ortağı olan tanık … …’un kendisinden mal kaçırmak amacıyla … Gıda Maddeleri şirketinin hissesinin çoğunluğunu kayınbiraderi olan sanık …’ın sahibi olduğu CCT Yapı Kimyasalları şirketine devrettiğini, bu şekilde … … ve ……ün hisselerinin % 99,5’ini CCT Yapı Kimyasalları şirketine devrettiklerini, bu devir gerçekleştikten sonra 2010 tarihinde ……ün vefat ettiğini, ancak ticaret sicilinden yaptığı araştırmada sanıkların 11.11.2011 tarihinde ……ün kalan hissesini eski vekaletine dayalı olarak sanık …’a devrettiklerini, sanıkların bu şekilde mal kaçırdıkları için zarara uğradığını,
Katılan …; eşi olan ……ün 19.01.2010 tarihinde vefat ettiğini, eşinin … Gıda Maddeleri şirketini nezdinde % 0,5 oranında hissesinin olduğunu, vefatından önce sanık …’e vermiş olduğu vekaletname uyarınca ölümden sonra 11.11.2011 tarihinde eski vekalete dayanılarak eşinin hisselerin satıldığını, bu olayı 2013 tarihinde Bağkur borcunu bildirir tebligat üzerine öğrendiğini, zararının giderilmediğini,
Tanık …; katılan … ve tanık … ile birlikte…Grup şirketinin sahipleri olduklarını, 2003 yılında şirketin menkulları bedelsiz olarak … Gıda Maddeleri şirketine emanet olarak devrettiklerini, devredilen malların kontrolünün tanık …’de olduğunu ve tanık …’in 2012 yılında malları tekrar grup şirketine iade edecek olduğunu, ancak … Gıda Maddeleri şirketinin mallarını şirketin muhasebecisi olan sanık … ile tanık …’in kayınbiraderi olan sanık …’ın üzerine devrettiğini, tanık …’in ……ten vekalet alıp öldükten sonra hissesini CCT Yapı Kimyasallar şirketine devrettiğini mahkemede öğrendiğini, öncesini bilmediğini,
Tanık … …; sanık …’ın kendisinin kayınbiraderi olduğunu, sanık …’in de mali müşavir ve bağımsız denetçi olarak çalıştığını, katılan … ile birlikte…İnşaat AŞ,… AŞ ve … Ltd. Şti’de ortak olduğunu, … Gıda Maddeleri şirketinin bir ortağının sanık …, diğer ortağının … … olduğunu, ……ün sağlığında şirket hissesinin % 99 kadarını sanık …’a devir ettiğini, o tarihteki mevzuata göre en az 2 ortak gerektiğinden kendisinde az bir miktar hisse kaldığını, duyduğu kadarıyla ……ün ölmeden önce şirket hisse devri için sanık …’a vekalet verdiğini ve … … öldükten sonra % 1 ya da daha küçük olan hissesinin sanık …’a devir edildiğini, ayrıca katılan …’nin … Ltd. Şti ve…İnşaat AŞ ile ilgili vergi ve banka borçlarını … Gıda Maddeleri şirketine yüklemek için şikâyette bulunduğunu düşündüğünü,
İfade etmişlerdir.
Sanık …; 2004 yılında CCT Yapı Kimyasalları şirketini kurduğunu, ilerleyen tarihlerde yatırım amacıyla … Gıda Maddeleri şirketini 2006 yılında devraldığını, ancak limited şirketlerde en az iki ortak gerektiği için CCT Yapı Kimyasalları şirketi olarak % 99,5 hisseyi aldığını ve % 0,5 hissenin de usulen … … adlı kişinin üzerinde kaldığını, ancak bu kişiden de % 0,5 hissenin devri ile ilgili o dönemde mali müşaviri olan sanık … adına süresiz vekalet aldıklarını, istedikleri zaman bu vekalete dayanarak hisseyi devir alacaklarını da bildiklerini, satıştan sonra tahminen 2008 yılında … Gıda Maddeleri şirketinin karar defterine de bu durumu yani ölüm hâlinde dahi satışın olduğunu işlediklerini, 2011 yılında sanık …’in … Gıda Maddeleri şirketinin % 0,5 hissesini vekalete istinaden kendisine devrettiğini, dolayısıyla … Gıda Maddeleri şirketinin CCT Yapı Kimyasalları şirketi ile kendisinin ortaklığı hâline geldiğini, kendisinin … … adlı kişiyi sadece 2006 yılında satış esnasında gördüğünü, sonradan şikâyet üzerine … … adlı kişinin 2010 yılında öldüğünü öğrendiğini, herhangi bir suç kastı bulunmadığını, ……ün mirascılarının da bu hisse ile ilgili herhangi bir talepte bulunmadıklarını, katılan …’e hisse devri ile ilgili herhangi bir ödeme yapmadığını, … Gıda Maddeleri şirketinin tüm hissesini devir aldıktan sonra 2012 yılı başlarında rayiç bedeller üzerinden şirkete ait olan bazı malların satıldığını, bunların da resmî olarak şirket kayıtlarına geçtiğini,
Sanık …; katılan …’yi 30-40 yıldır tanıdığını ve arkadaşı olduğunu, aynı zamanda ortak olduğu şirketlerin mali müşavirliğini yaptığını, sanık …’ı da 2004 yılından itibaren tanıdığını, ……ün … Gıda Maddeleri şirketinde ikiyüzde bir hissesinin olduğunu, bu hissenin ……e emanet olarak bırakıldığını, 2003 yılında adına hisse devri ile ilgili ……ün vekaletini çıkartacaklarını söylediklerinde herhangi bir sakınca görmediğini ve ……ün kendisine vekaletname ile hisse devir yetkisi verdiğini, 2011 yılında ……ün hissesinin kendisine devrini sanık …’ın talep ettiğini, katılan … ve ortaklarının … Gıda Maddeleri şirketi ile ticari ilişkileri olduğu için katılan …’ye konu ile ilgili danıştığını, bir engel olmadığını söyleyince vekaletle ……ün hissesini sanık …’a devrettiğini, devirden sonra gerekli yasal işlemlerin de yapıldığını, ……ün vefat ettiğinden haberinin olmadığını, sonradan öğrendiğini, ayrıca … Gıda Maddeleri şirketinin karar defterinde ölüm ve vefat hâlinde olsa bile vekaletnamenin geçerli olacağı şeklinde kararın mevcut olduğunu ve bu kararın … … tarafından imzalandığını, … Gıda Maddeleri şirketinin mali müşavirliğini 2 yıl önce bıraktığını,
Savunmuşlardır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
1- Dolandırıcılık:
Dolandırıcılık suçu 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır.
Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
“Hile”, Türk Dili Kurumu sözlüğünde; “Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez.” biçiminde tanımlanmıştır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir.” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453.), “Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir.” (……, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt I, Beta Yayınevi, 4. Baskı, Eylül 2017, …, s. 502-503.) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.
Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir.” (Veli … Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, … 2020, s. 717.), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır.” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, 13. Baskı, … 2020, s. 439.), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir.” (Centel/Zafer/Çakmut, s. 509.).
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı konusunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, bu konuda olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında işlenen dolandırıcılık suçu ise, suç tarihi itibarıyla TCK’nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde;
“Dolandırıcılık suçunun;
…
h- Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında işlenmesi hâlinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş; 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile TCK’nın 158. maddesine; “Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.” şeklinde üçüncü fıkra eklenmiştir.
Bu maddenin gerekçesinin ilgili bölümlerinde ise, “Ticari faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin güvenilirliğini sağlamak amacıyla, dolandırıcılık suçunun tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında işlenmesi, bu suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin de kooperatifin faaliyeti kapsamında dolandırıcılık suçunu işlemeleri nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Ticari faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin güvenilirliğinin en üst düzeyde olması gereği, toplumsal hayatta ihtiyaç duyulan kişiler arasındaki dürüstlük ve güvenirliliğe ticari hayatın daha çok muhtaç olması nedeniyle, böyle bir artırım nedeni öngörülmüştür.
Anılan bentte iki tür suç öngörülmüştür. Bunlardan birisi ticari faaliyet sırasında dolandırıcılık; diğeri ise, kooperatifin faaliyeti kapsamında dolandırıcılıktır. Bu suç, özgü bir suçtur. Bu suçu ancak, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişiler ya da kooperatif yöneticileri işleyebilir. Bunların dışındakilerin bu suçu işleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Örneğin, esnafın veya tacir sıfatı, şirket yöneticisi ya da şirket adına hareket eden kişi özelliği bulunmayan gerçek kişiler, kooperatif denetçileri ve üyeleri bu suçu işleyemezler.
Bu nitelikli hâlin oluşması için, failin tacir ya da şirket yöneticisi veya şirket adına hareket eden kimse olması yeterli değildir. Aynı zamanda aldatıcı nitelikteki eylemin, ticari faaliyetleri sırasında gerçekleştirilmiş olması gerekir.
2- Resmî belgede sahtecilik:
Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde; “(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.
Diğer taraftan 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun “Noterlik işlemlerinin hükümleri” başlıklı 82. maddesinin;
“Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır.
Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” hükmü ile noter tarafından belgelendirilen işlemlerin resmî işlem sayıldığı belirtilerek hukuki işlemlerin niteliğine göre sahteliği sabit oluncaya kadar veya aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu açıklanmıştır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için vekalet sözleşmesinin sona ermesinin nedenlerine ve hukuksal sonuçlarına ilişkin hukuki düzenlemeler üzerinde de durulmalıdır.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun;
“Ölüm ve ehliyetsizliğin ve sairenin hükümleri” başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrasında;
“Hilafı iki tarafça kararlaştırılmış yahut maslahatın mahiyetinden istidlal olunmuş olmadıkça hukuki bir muameleden mütevellit temsil salahiyeti mümessilin yahut temsil edilenin vefatı veya gaiplik hükmünün ilanı veya medeni hakların kullanılması salahiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut her ikisinin iflas ilan etmesiyle, nihayet bulur.”,
“Ölüm, ehliyetsizlik, iflas” başlıklı 397. maddesinde;
“Hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zavali veya iflası ile nihayet bulur.
Şu kadarki vekaletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa müvekkil veya mirasçısı veya mümessili bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftirler.” hükümleri bulunmaktadır.
Gerek temsil yetkisi ve gerekse vekalet ilişkisini düzenleyen 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 35 ve 397. madde hükümleri bir karineyi hükme bağlamıştır. Bu karine, aslolanın, ölümle temsil yetkisi ve vekalet ilişkisinin sona ermiş olacağıdır. Yasa koyucunun bu karineyi benimsemesinin amacı şudur. Bilindiği gibi, gerek temsil ve gerekse vekalet ilişkisi, tarafların karşılıklı güvenlerine dayanan bir ilişki ortaya çıkarmakta ve bu ilişkiden doğan … görme borcuna ilişkin hak ve borçlar sıkı surette tarafların kişiliğine bağlı bulunmaktadır. Müvekkil güvenini taşıyan bir vekil seçmekte, ona her zaman işin görülme biçimi hakkında talimat vermekte ve bu … gördürmeyi dilediği zaman sona erdirebilmektedir. Esasen vekil de kural olarak, işi kendisi yapmakla ve yerine başkasını koymamakla yükümlüdür. Aynı mülahazalar temsil ilişkisi için de geçerlidir. Genellikle müvekkilin ölümü hâlinde, … görmenin yapılma biçimine egemen olan onun iradesi ve yararı ortadan kalkacak; hatta bazı durumlarda müvekkilin ölümü, … görmeye devamı imkânsız hâle getirecektir (mesela; tedavi edilen hastanın ölümünde olduğu gibi); işte bütün bu hususlar kural olarak vekil ya da müvekkilden birinin ölümü hâlinde, vekalet sözleşmesinin sona ermesini haklı göstermektedir. Bu yüzdendir ki 818 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile eş anlamda bulunan 397/1. maddesi hükmünde “…hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin, gerek müvekkilin ölümü ile… nihayet bulur…” denilmektedir. Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere kanun koyucu, vekil ile müvekkilden birinin ölümü ile vekaletin sona ereceğini açıkça vurgulamış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğunu belirtmiştir. Bunlardan biri, müvekkille vekil arasındaki sözleşmede bu hususun kararlaştırılmış olması; diğeri de işin niteliğinin, vekaletin devamını gerektirmesidir (Hukuk Genel Kurulunun 25.09.1981 tarihli ve 2406-641 sayılı kararı.).
818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre ölümle vekalet ilişkisinin sona ereceği karine olarak hükme bağlanmış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğu da belirtilmiştir. Bu istisnalardan biri müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede ölümden sonra da vekalet ilişkisinin devam edeceğinin kararlaştırılmış olması, diğeri ise işin niteliğinin vekalet ilişkisinin devamını gerektirmesidir. Nitekim 07.12.1940 tarihli ve 20-87 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vekalet sözleşmesinde ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılmış olması veya işin niteliğinden anlaşılması hâlinde vekalet ilişkisinin ölümden sonra da devam edeceği açıkça vurgulanmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca verilmiş bir çok kararda, vekalet verenin satışını vaad etmiş olduğu taşınmazına ilişkin olarak devir işlemlerinin yapılması için vekalet sözleşmesi yapılmış olması hâlinde ölümden sonra da işin niteliği gereği vekalet ilişkisinin devam edeceğini ve yapılan devir işleminin geçerli olduğunu kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 16.12.1970 tarihli ve 778-658; 24.03.1965 tarihli ve 616-127; 26.12.1960 tarihli ve 65-94 sayılı kararları.).
Diğer taraftan 818 sayılı Kanun’un “Hitamın hükümleri” başlıklı 398. maddesinde yer alan;
“Vekilin vekaletinin nihayet bulduğuna ıttıla peyda eylemeden evvel yaptığı işlerden müvekkil veya mirasçıları, vekalet baki imiş gibi mesuldür.” hükmü uyarınca da vekilin vekaletin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı sözleşmeler vekil edeni ve mirasçılarını bağlayacaktır. Ancak, vekil ile sözleşme yapan kişi, vekil edenin ölümünden haberdar olduğu takdirde değinilen yasa hükmü uygulanamaz.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan …’ün tanıklar ……ve … ile birlikte…AŞ, …AŞ,… AŞ, … AŞ ve … Ltd. Şti. isimli grup şirketlerinin ortağı olduğu, söz konusu şirketlerin 2002 yılında ekonomik krize girmesi üzerine … Gıda Maddeleri ve Züccaciye Mobilya İmalat San. ve Tic. Ltd. Şti’ni devraldıkları,…… … ve … … isimli kardeşleri … Gıda Maddeleri şirketinin yarı yarıya ortağı yaptıkları ve grup şirketlerinin mal varlıklarının geçici olarak … Gıda Maddeleri şirketine devredildiği,…… … ve ……ün … 3. Noterliğinin 06.11.2003 tarihli vekaletnamesi ile … Gıda Maddeleri şirketinde sahip oldukları hisseleri dilediği kişi ya da tüzel kişiliklere dilediği bedelle satma, devir bedellerini alma, bu devir hususunda alınacak kararlar ile noterde düzenlenecek hisse devir senetlerini imza konularında grup şirketlerinin ve sonrasında … Gıda Maddeleri şirketinin mali müşavirliğini yapan sanık …’i vekil tayin ettikleri, … Gıda Maddeleri şirketinin 09.06.2006 tarihli ortaklar kurulu kararı ile………ün 100 adet hissesinin tamamını, ……ün ise 100 adet hissesinin 99 adedini sanık …’ın 2004 yılında kurmuş olduğu CCT Yapı Kimyasalları Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’ne devrettikleri, hisse devri işleminin ticaret sicili gazetesinde ilan edildiği, hisse devri neticesinde … Gıda Maddeleri şirketinin toplam 200 adet hissesinin 199 adedinin CCT Yapı Kimyasalları şirketine, 1 adet hissesinin ise ……e ait olduğu, 04.12.2008 tarihinde yapılan ortaklar kurulu toplantısında ……e ait olan 1 adet hissenin CCT Yapı Kimyasalları şirketine ait olduğu, bu hissenin söz konusu şirket tarafından gösterilecek 3. kişi veya kuruma devredileceği, devir işlemleri hususunda önceden vekil tayin edilen sanık …’in de ölüm, gaiplik, medeni haklarını kullanma ehliyetini kaybetme gibi durumlar dahil yetkili olduğu hususlarının karar altına alındığı, dosyada mevcut nüfus kayıt örneğine göre ……ün 19.01.2010 tarihinde vefat etmesinden sonra 11.11.2011 tarihli ve … 10. Noterliğince düzenlenen limited şirket hisse devri sözleşmesi ile sanık …’in 06.11.2003 tarihli vekaletnamesine istinaden ……e ait 1 adet hisseyi sanık …’a 25 TL bedel karşılığında devrettiği, devir bedelini nakden ve tamamen aldığı, hisse devri işleminin ticaret sicili gazetesinde ilan edildiği, sanıkların birlikte hareket ederek ölüm nedeniyle hukuken geçerliliğini yitirmiş noter vekaletnamesini kullanıp ……e ait hissenin sanık …’a devrini sağlamak suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabul edilen olayda;
Katılan …’nin grup şirketlerinde ortakları olan tanık Koray ve … ile birlikte 2003 yılında … Gıda Maddeleri şirketini satın aldıkları, grup şirketlerinin mal varlıklarını geçici olarak … Gıda Maddeleri şirketine devrettikleri ve şirketin kontrolünü de kendilerinde tutmak amacıyla hem hisselerin tamamını…… … ve … … isimli kardeşlerin adlarına tescil ettirdikleri hem de söz konusu hisselerin satılması hususunda adı geçen kardeşlere vekil olarak grup şirketlerinin mali müşavirliğini yapan sanık …’in atanmasını sağladıkları, 09.06.2006 tarihli ortaklar kurulu kararı ile………ün şirketteki hisselerinin tamamını, ……ün ise % 99’unu sanık …’ın sahibi olduğu CCT Yapı Kimyasalları şirketine devrettikleri, hisse devrinin ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, 04.12.2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de sanık …’e verilen vekaletnamenin ölüm dahil geçerli olduğunun kararlaştırıldığı, sanık …’in 2003 yılında vekil olarak atanmasına, 2006 yılında yapılan hisse devri işlemine ve 2008 yılında alınan ortaklar kurulu kararına yönelik dosya kapsamına göre herhangi bir itirazın veya iptal isteminin bulunmadığı, ……ün nüfus kaydına göre 19.01.2010 tarihinde vefat etmesinden sonra … Gıda Maddeleri şirketinde kalan hissesini vekili sıfatıyla hareket eden sanık …’in 11.11.2011 tarihinde sanık …’a devrettiği, söz konusu devir işleminin de ticaret sicili gazetesinde ilan edildiği, her ne kadar vekaletnamede vekalet ilişkisinin ölümden sonra da devam edeceğinin kararlaştırılmadığı, 04.12.2008 tarihli ortaklar kurulu kararının ise söz konusu vekaletnamenin içeriğine dahil olmadığı gibi … … ile sanık … arasında imzalanmış bir sözleşme mahiyetinde bulunmadığı ve 11.11.2011 tarihli hisse devrinin vekalet ilişkisinin devamını gerektiren bir … niteliğinde de olmadığı anlaşılmış ise de sanık …’in ……ün hissesinin devredilmesini sanık …’ın talep ettiği, konu ile ilgili danıştığı katılan …’nin bir engel olmadığını söylediği ve ……ün vefat ettiğini devir işleminden sonra öğrendiği; sanık …’ın ise ……ün mirasçılarının şirketteki hisse ile ilgili herhangi bir talepte bulunmadıkları ve ölüm olayını şikâyet üzerine öğrendiği yönündeki savunmalarının aksine sanıkların ……ün öldüğünü ve ölüm nedeniyle vekaletin sona erdiğini bildikleri hâlde geçersiz vekaletnameye dayanarak hisse devri yapmak suretiyle suç kastıyla hareket ettiklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delilin bulunmadığının ve sanıklara atılı suçların yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve sanıklar hakkında Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet kararının beraat hükmü kurulması yerine mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 11.07.2019 tarihli ve 4186-7793 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- … 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.11.2018 tarihli ve 268-406 sayılı mahkûmiyet kararının, sanıkların nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.