Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/4448 E. 2013/20149 K. 11.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/4448
KARAR NO : 2013/20149
KARAR TARİHİ : 11.11.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.10.2012 tarih ve 2012/255-2012/234 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkili bankanın Aksaray/İstanbul şubesiyle 6 adet genel kredi taahhütnamesi imzaladığını ve bu taahhütnamelere istinaden bankadan nakdi kredi kullandığını, davalının borcunu ödememesi üzerine kredinin teminatı olarak verilen 2.200 TL’lik bono ve 3.000 TL’lik çekin tahsili talebiyle icra takibine girişildiğini, bu takip üzerine borçluların açmış oldukları menfi tespit davası sonucunda davalıların 2.334.98 TL yönünden borçlu olmadıklarının tespitine karar verildiği, böylece davalıların borçlarının 3.334.42 TL olduğunun ortaya çıktığını, yapılan icra takibinde, takip tarihinden itibaren %98 oranında reeskont faizi talep edildiğini, bu nedenle anılan takipte bankanın dönemler itibariyle değişen kredi temerrüt faiz oranlarını talep edemediğini, bu nedenlerle davacı bankanın İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 1994/793 Esas, 1995/1482 Karar sayılı menfi tespit davası ile tespit edilmiş olan alacağına, değişen oranlarda temerrüt faizi uygulanarak alacağın tahsilinin gerektiğini ileri sürerek, toplam 69.476 TL banka alacağının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının kesinleşmiş mahkeme kararını yok sayarak talepte bulunduğunu, halbuki aynı kredi sözleşmelerine dayanılarak verilen kredilerin teminatı olan çek ve bono için yapılan icra takibinde davacının %98 faiz talep etmekle hangi nam altında olursa olsun başkaca bir faiz talep etme hakkına sahip olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada, mahkemelerince 16.12.2009 tarihinde davanın kısmen kabulü yönünde karar verildiği, verilen kararın davalı … Ltd. Şti. yönünden kesinleştiği, ancak mahkemelerince Bankacılık Yasası gereği görevsizlik kararı ile gönderilen bu dosyanın İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin yargılaması sonucunda 17.11.2003 tarih 2000/1475 esas 2003/1701 karar sayısı ile 2.865,01 TL alacağın bu miktara 27.04.2001 ödeme tarihinden itibaren %102 temerrüt faizi %5 gider vergisi ile tahsiline karar verildiği ve bu kararın buna yönelik kısmının davacı tarafça temyiz edilmediği, bu nedenle davalı yararına usuli kazanılmış hakkın doğduğu ve artık bu davalının ilk karar ile hüküm altına alınan miktardan fazla bir miktar ile sorumlu tutulmasının mümkün bulunmadığı, gerekçesi ile davalılardan Günay İnşaat Ltd. Şti. hakkında 16.12.2009 tarihinde verilen karar kesinleşmiş olmakla yeniden karar verilmesine yer olmadığına, tahsilde tekerrür olmamak üzere; 2.865,01 TL alacağın bu miktara 27.04.2001 ödeme tarihinden TBK’nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihine kadar işleyecek %102 temerrüt faizi %5 gider vergisi ile 01.07.2012 tarihinden sonra TBK 88 ve 120 maddelerine göre işletilecek temerrüt faizi ve %5 gider vergisi ile davalı …’dan tahsiline, karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına mahkemece hükmedilen faizin temerrüt faizi olmasına, taraflar arasındaki sözleşmenin ticari iş mahiyetinde olması, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt faizine ilişkin Kanun’un 1. maddesinde “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde” diyerek bu iki Kanun’a göre ödenmesi gereken faizi birbirinden ayırmış olması, faize ilişkin olarak Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu 8.,10. maddelerinde Borçlar Kanunu’nda bulunmayan, ticari işlere özgü hükümler konulmuş olması, Türk Ticaret Kanunu 8. maddede ticari işlerde faiz miktarında serbesti ilkesi bulunması nedeni ile dava konusu ticari işde temerrüt faizine hükmedilirken 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 120. maddesinin uygulanmasının mümkün bulunmamasına, ancak davacının hükmedilen temerrüt faizinin yeni BK’nun 120. madde sınırlamasına tabi olmadığına ilişkin temyizi bulunmadığından bu hususun bozma nedeni yapılamayacak olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekili temyizinde, temerrüt faizine hükmedilirken hem Yeni BK’nun 88. maddesi, hem 120. maddesi uyarınca temerrüt faizine hükmedildiğini, BK. 88. maddenin temerrüt faizinde uygulama alanı olmadığını, BK. 120. madde uyarınca hükmedilen temerrüt faizinin de oranını belirlemeden karar verilmesinin infazda tereddüde yol açacağını ileri sürmüştür. Mahkemece, temerrüt faizine hükmedilirken akdi faiz ile ilgili 6098 sayılı Borçlar Kanunu’ nun 88. maddesinin de nazara alınmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. Dava konusu ticari işte, temerrüt faizi bakımından 1 nolu bentte açıklandığı üzere 6098 s. BK’nun 120. maddesinin uygulanması söz konusu değil ise de davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazı bulunmadığından diğer temyiz itirazının kabulü ile Yeni BK’nun 120. maddesine göre temerrüt faizi oranı saptanıp hükümde belirtilmeksizin, sadece; “2.865,01.TL alacağın bu miktara 27.04.2001 ödeme tarihinden TBK nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihine kadar işleyecek %102 temerrüt faizi %5 gider vergisi ile 01.07.2012 tarihinden sonra TBK 88 ve 120 maddelerine göre işletilecek temerrüt faizi ve %5 gider vergisi ile … ” şeklinde hükmün infazında tereddüte yol açar şekilde hüküm kurulması da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA, 11.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.