Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/9170 E. 2021/15726 K. 09.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/9170
KARAR NO : 2021/15726
KARAR TARİHİ : 09.12.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, … Sigorta Rejimine giriş tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıç tarihi olduğunun ve talep tarihinde borçlanmaya esas prim tutarı üzerinden borçlanabileceğinin tespiti istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece verilen temyiz talebinin süreden reddine dair ek kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Uyulan en son bozma ilamında belirtildiği üzere; “….6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297’nci maddesinde; “…taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüne yer verilmiştir. Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, borçlanma talebi yönünden, davacının izinle Türk vatandaşlığından çıkmadan önceki ve 18 yaşını ikmal ettiği tarihten itibaren, Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik sürelerini talep tarihinde Türk vatandaşı olma şartı aranmaksızın talep tarihindeki prim üzerinden 3201 sayılı Yasa kapsamında borçlanma hakkı bulunduğunun tespitine yönelik infazında tereddüt oluşturmayacak şekilde karar verilmesi ve borçlanma bedeli ödenmeksizin sigorta başlangıcına karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece; davacıya borçlanma bedelini ödemesi için mehil verilmeli; sözleşme gereği rant sigortasına tabi ve borçlanma bedeli ödenmiş çalışma tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıcına esas alınabileceği gözetilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; sigorta başlangıcı yönünden eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedeni… ” olduğu belirtilmiştir.

1-)7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7/3. Maddesi yollaması ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1 maddesinde “Temyiz yoluna başvuru süresi iki hafta olduğu ve bu sürenin ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlayacağı” aynı yasanın sürelerin bitimine ilişkin 92/2 maddesinde ise “Süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biteceği” düzenlenmiştir.
Somut olayda, temyiz yoluna başvurulan kararın, “10.8.2020 tarihinde ” tebliğ edildiği, uyaptan yapılan sorgulamada temyiz kanun yoluna ise 7.9.2020 tarihinde başvurulduğu, HMK’nun 92/2, 103 ve 104. maddelerindeki düzenleme gereği temyiz sürenin 7.9.2021 günü sonaereceği dikkate alındığında kararın süresi içerisinde temyiz yoluna başvurulduğu anlaşılmakta olup mahkemece yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi hatalı olup kararın kaldırılmasına,
2-Esas yönden temyiz incelemesinde;
a)Borçlanma talebi yönünden; borçlanma yönünden önceki verilen karar isabetli olmakla birlikte infaza elverişli bir karar olmaması sebebiyle kararın yalnız bu yönüyle bozulduğu halde tümden reddine karar verilmesi hatalıdır.
b)Sigorta başlangıcı yönünden;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94’ücü maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/02/1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22/11/1972 gün 8/832, 935; 13/10/2010 gün 2010/17-510-485; 28/04/2010 gün 2010/2-221-241; 28/03/2012 gün 2012/19-55-2012-249; 12/12/2012 gün 2012/9-1202-1218 sayılı kararları).
Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde: mahkemece 8.11.2019 tarihli celsede davacıya verilen kesin sürenin sonuçlarının belirtilmediği, usulüne uygun verilmiş bir kesin sürenin mevcut olmadığı halde kesin süre içinde borçlanma bedelinin yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, eksik araştırmayla ve uyulan bozma ilamının gereği yerine getirilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma gerekir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 09.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.