YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10946
KARAR NO : 2021/15763
KARAR TARİHİ : 09.12.2021
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi… Hukuk Dairesi
Dava, talep tarihindeki borçlanmaya esas prim üzerinden, yurtdışında Türk vatandaşlığında geçen borçlanmaya esas süreleri talep tarihinde Türk vatandaşı olma şartı aranmaksızın 3201 sayılı Yasa kapsamında borçlanabileceğinin, tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin ev hanımlığı olan hizmetini 31/07/2019 tarihinde davalı kuruma müracaat ederek hizmet borçlanması talebinde bulunduğu, bu başvuruyu halen yaşamakta olduğu … ‘dan yaptığını, başvuru yaptığı dönemde yurt dışı ikamet belgesini temin edemediğinden talep dilekçesine ekleyemediğini, daha sonra müvekkiline dönüş olmaması nedeniyle yapılan araştırmada, davalı Kurumun adi posta yoluyla eksik belgeleri istediği, söz konusu eksik belgelerin tamamlatılması yönündeki evrak adi posta yoluyla gönderildiğinden müvekkilinin eline geçmediğini, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun “Sosyal güvenlikle ilgili düzenlemeler ve bildirimler adlı başlıkta düzenlenen madde 99/2 “Bu Kanun gereğince yapılacak bildirimler hakkında, 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır” hükmü uyarınca davalı kurum tarafından yapılan tebligatların 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’na göre yapılması gerektiği, söz konusu hükümlere uyulmadığı zaman usulsüz tebligat yapılmış sayılacağı, dolayısıyla davalı Kurumun son derece önemli olan bu yazışmaları müvekkiline tebliğ etmesinin zorunlu olduğunu, iadeli taahhütlü gönderilmesi gerektiği, müvekkilinin kendilerine bildirmesi üzerine eksik belgenin tamamlandığı ve kuruma borçlanmalarının hazırlanması konusunda müracaatta bulundukları, söz konusu talebin davalı kurum tarafından reddedildiği, davalı kurumun müvekkiline eksik belgelerin tamamlatılmasına ilişkin talep evrakının tebliğini yapmadan söz konusu sürelerin işletilmesinin ve buna bağlı olarak taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, anlatılan tüm bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle: Öncelikle davanın zaman aşımı / hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesini, kurum ve kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere davacının bu davanın açılmasında hukuki yararı bulunmadığını, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesini, ayrıca kuruma karşı dava açmadan önce kuruma başvuru zorunluluğunun dava şartı olduğunu, davacının ilgili koşulları yerine getirmemiş olup davasının dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkil kurum kayıtları incelendiği üzere davacıdan talep edilen yurt dışı çalışmalarını gösterir hizmet belgesinin 3 ay içinde göndermediğinden ve borçlanma talep dilekçesinde yurt dışı çalışma sürelerini borçlanmak istediğini beyan edip ikamet sürelerini gösterir belge gönderdiğinden 31.07.2019 tarihli yurt dışı borçlanma talebinin yasal mevzuat hükümleri uyarınca iptal edildiğini, tüm bu sebeplerle öncelikle davanın usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise yukarıda da açıklandığı üzere müvekkil Kurum işlemi yasal mevzuata, mevcut yargıtay kararlarına ve hukuka uygun olup haksız ve yersiz olarak açılmış olan davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Davanın Kabulü ile, Davacının, davalı kuruma yaptığı 31/07/2019 Tarihli yurtdışı sürelerini borçlanma talebine yönelik başvurunun geçerli olduğunun tespitine, davacının itirazının reddine ilişkin aksi yöndeki kurum işleminin iptaline, davacının yurtdışı borçlanması başvurusu gereğince borç tahakkuk cetveli düzenlenerek davacıya tebliğ edilmesine, karar vermiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Dosya kapsamı, delil durumu itibariyle, … İş Mahkemesi 2020/434 Esas, 2021/144 Karar sayılı kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Mahkemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle: Davanın zaman aşımı, hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiği, davacının iş bu davanın açılmasında hukuki yararı bulunmadığı, dava açmadan önce kuruma başvuru zorunluluğununda yerine getirmemiş olduğu, kurum kayıtları incelendiği üzere davacıdan talep edilen yurt dışı çalışmalarını gösterir hizmet belgesini 3 ay içinde göndermediğinden ve borçlanma talep dilekçesinde yurt dışı çalışma sürelerini borçlanmak istediğini beyan edip ikamet sürelerini gösterir belge gönderdiğinden 31.07.2019 tarihli yurt dışı borçlanma talebi yasal mevzuat hükümleri uyarınca iptal edildiğinden bahisle yasa yoluna başvurmuştur.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ:
Davacının, borçlanma bedelinin başvuru tarihindeki primlere göre belirlenmesi gerektiğinin tespiti istemi yönünden; 3201 sayılı Kanunun “Döviz İle Değerlendirme” başlıklı 4’üncü maddesi, “Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlanmanın tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır…” hükmünü; aynı Kanunun geçici 2’nci maddesinin ikinci fıkrası ise, “Ancak, 4’üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir.” hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2’nci madde, 5510 sayılı Kanunun 106’üncü maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı Kanunun 4’üncü maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79’uncu maddesiyle değişikliğe uğramıştır.
5754 sayılı Kanunun 79’uncu maddesiyle değişik 3201 sayılı Kanunun “Borçlanma Tutarı ve Borçlanma Tutarının İadesi” başlıklı 4’üncü maddesi, “borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 82’nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32’sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Borçlanılan süreler, yurda kesin dönüş yapılmış olması şartıyla aylık tahsisi için yazılı talepleri halinde 5510 sayılı Kanunun 41’inci maddesinin son fıkrası hükümlerine göre değerlendirilir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır.
Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki “ödeme tarihi” kıstası, “borçlanma başvuru tarihi” olarak değişikliğe uğramıştır.
3201 sayılı Kanun’dan yararlanarak yurtdışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin de uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Bu yönde, 3201 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir.
Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Yasada belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanunun 4’üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanunun 4/1-b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması Kanun gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir.
Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanunun 42’nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116’ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.
Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurtdışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir.
Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 42’nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir.
Somut olayda, 31.7.2019 tarihli borçlanma başvurusunun davalı Kurum tarafından 25.11.2019 tarihli yazı ile eksik hususların giderilmesinin istenildiği, ilgili yazının tebliğ edilmemesi üzerine davacının 31.8.2020 tarihli başvurusu ile borçlanmanın akibetinin sorulduğu, kurumca borçlanmanın 1.9.2020 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine eldeki davanın 9.10.2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışında, borçlanma talep tarihinden itibaren 6 ay içinde açılmayan iş bu dava yönünden dava tarihindeki prime esas kazanç üzerinden borçlanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talep tarihindeki prim üzerinden borçlanılmasına karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.