YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/285
KARAR NO : 2021/562
KARAR TARİHİ : 16.11.2021
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Sanık …’nın zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 43, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin … 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.12.2005 tarihli ve 99-482 sayılı hükmün sanık müdafisi ve şikâyetçi Hazine ve … Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 18.04.2013 tarih ve 6247-3658 sayı ile;
“Suçtan zarar gören ve kovuşturma aşamasında duruşmadan haberdar edilmeyen Hazine vekilinin katılma talebinin 3628 sayılı Kanun’un 17 ve 18. maddeleri ile CMK’nın 237/2, 260. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak kabulü ile dosyanın esastan incelenmesine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
24.06.2005 günlü dilekçesi ile kamu davasına katılma talebinde bulunan…’ın istemi ile ilgili olarak olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi ve gerekçeli kararın anılan kişiye tebliğ edilmemesi, davanın niteliği itibariyle kamu davasına katılmasının olanaklı olmaması karşısında sonuca etkili görülmemiştir.
İddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin, elde edilen deliller ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin nelerden ibaret olduğunun gerekçeli karara yazılmaması suretiyle CMK’nın 230. maddesine aykırı davranılması,
Kabule göre de;
82.633,15 Liranın mal edinilmesinin basit zimmet olarak kabulü isabetli ise de;… Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimliğine ait bir kısım dosyalarla ilgili olarak emanete alınan 55.989,70 Liranın ilgililerine ödenmiş gibi gerçeğe aykırı reddiyat makbuzları ile mal edinmesi şeklindeki ilgililerinin beyanlarıyla daire dışı araştırmalarla tespit edilebilen hileli davranışlarla gerçekleştirdiği eylemlerinin nitelikli zimmet vasfında olduğu nazara alınmadan suç niteliğinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi,
Sanık hakkında olayın oluş şekli, meydana gelen zararın ağırlığı, sanığın kişiliği ve suçu sürdürmedeki ısrarlı tutumu ve suçun işlenme süresi gözönüne alınarak temel cezanın ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımın hak ve nesafete uygun bir şekilde alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılarak eksik ceza tayini,
Sanık lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 212. maddesindeki ‘sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur’ şeklindeki düzenleme nedeniyle, sanığın eyleminde sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve sahteciliğin varlığının kabulü hâlinde bu suçtan da mahkûmiyet hükmü kurularak sonucuna göre lehe kanunun belirlenmesi gerektiğinin nazara alınmaması,
Suçun 5237 sayılı Yasa’nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında aynı Yasa’nın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
… Sulh Ceza Mahkemesinin 05.05.2005 gün ve 2005/59. müt. sayılı 22.09.2005 günlü celsede sadece maaş yönünden kısmen kaldırılan tedbir kararı ile ilgili olarak bir karar verilmemesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 10.10.2013 tarih ve 234-280 sayı ile; sanığın TCK’nın 247/1-2, 43, 62, 53/1-5, 55 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye, TCK’nın 204/2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükümlerin de sanık müdafisi ve katılan Hazine ve … Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 31.05.2018 tarih ve 765-4031 sayı ile;
“Ceza Genel Kurulunun 26.01.2016 gün ve 620-36, 02.10.2012 gün ve 472-1798, 06.12.2011 gün ve 197-246, 19.04.2011 gün ve 20-59, 17.04.2007 gün ve 325-100 sayılı kararları ile yerleşik uygulamasına göre, uyma kararının, ara kararı niteliğinde olmayıp davanın esasını çözümleyen kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da zımnen geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı da nazara alınmadan, Dairemizin 2013/3658 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra dönülemez nitelikteki bu kararın gereği yerine getirilmeden, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin, elde edilen deliller ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin nelerden ibaret olduğunun gerekçeli karara yazılmaması suretiyle CMK’nın 230. maddesine aykırı davranılarak yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.12.2008 günlü ve 2008/146-235 sayılı kararına göre mağdurun belli olması ve maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilebileceği durumlarda, zimmetin maddi konusunu oluşturan değerlerin müsaderesine karar verilemeyeceği gözetilmeden 138.622,85 TL’nin TCK’nın 55. maddesi gereğince müsaderesine hükmedilmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.06.2019 tarih ve 425-280 sayı ile; sanığın TCK’nın 247/1-2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCK’nın 204/2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 18.02.2021 tarih ve 3739-676 sayı ile; 53/1-a-5. maddesinin sınırlı şekilde uygulanması eleştirisiyle onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2021 tarih ve 55958 sayı ile;
“…İlâma konu zimmet suçu ile ilgili hukuka aykırılık görülmemiş ise de, hükümlünün işlediği resmî belgede sahtecilik suçunun 765 sayılı TCK’nın 339/1. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre aynı Kanun’un 102/3 ve 104/2. maddelerinde belirtilen 15 yıl asli ve ilaveli zamanaşımı süresine tabi olduğu, suç tarihi olan 29.04.2005 ile Yargıtay 5. Ceza Dairesinin onama kararının verildiği gün olan 18.02.2021 arasında 15 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulduğu…” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 01.07.2021 tarih ve 5330-3272 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun dava zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında 29.04.2005 tarihi ve öncesinde işlediği iddiasıyla nitelikli zimmet suçundan 765 sayılı TCK’nın 202/2-4, 80, 219/son, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin basit zimmet suçunu oluşturduğu ve 765 sayılı TCK’nın 202/1-4, 80 ve 219-son maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 247/1, 43 ve 62. maddelerine uyduğu kabul edilerek, lehe olduğu değerlendirilen 5237 sayılı TCK’nın 247/1, 43, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği,
Hükmün sanık müdafisi ve şikâyetçi Hazine ve … Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 18.04.2013 tarih ve 6247-3658 sayı ile; CMK’nın 230. maddesine muhalefet edilmesi, kabule göre de; sanığın eyleminin bir kısmının nitelikli zimmet suçu vasfında olduğu hâlde suçun niteliğinde hataya düşülmesi, temel cezanın ve zincirleme suç hükümlerinin alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin gerekmesi, TCK’nın 212. maddesi uyarınca resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığı varsa bu suçtan da mahkûmiyet hükmü kurularak sonucuna göre lehe kanunun belirlenmesinin gerekmesi, sanık hakkında 53/1-a-5. maddesinin tatbik edilmemesi ve kısmen kaldırılan tedbir kararı ile ilgili bir karar verilmemesi isabetsizliklerinden bozulduğu,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 10.10.2013 tarih ve 234-280 sayı ile; sanığın TCK’nın 247/1-2, 43, 62, 53/1-5, 55 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye, TCK’nın 204/2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği,
Bu hükümlerin de sanık müdafisi ve katılan Hazine ve … Bakanlığı vekili tarafından tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 31.05.2018 tarih ve 765-4031 sayı ile CMK’nın 230. maddesine muhalefet edilmesi, kabule göre de; zimmete konu miktarın müsaderesine karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 25.06.2019 tarih ve 425-280 sayı ile sanığın TCK’nın 247/1-2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCK’nın 204/2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği,
Bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 18.02.2021 tarih ve 3739-676 sayı ile TCK’nın 53/1-a-5. maddesinin sınırlı şekilde uygulanması eleştirisiyle onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında ana kural fail hakkında fiili işlediği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Ancak sonradan yürürlüğe giren kanun failin lehine ise bu kanun uygulanacak ve infaz edilecektir. Anayasa’nın 38/2. maddesi uyarınca dava ve ceza zamanaşımına ilişkin kanunların uygulanması bakımından da aynı kural geçerlidir. Bu bakımdan zamanaşımı süresini kısaltan kanun, failin lehine olduğundan geçmişe etkili olacakken, zamanaşımı süresini uzatan kanun faailin aleyhine olduğundan geçmişe etkili olmayacaktır (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, …, 2012, s. 134.).
Zamanaşımına ilişkin kanunlar bakımından da geçerli olan lehe kanunun belirlenmesinde başvurulacak yöntemi belirleyen 23.02.1938 tarihli ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karara paralel olarak düzenlenen 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 3. fıkrasındaki; “Lehe olan hüküm; önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” düzenleme uyarınca ve Ceza Genel Kurulunun 13.11.2007 tarihli ve 225–233 sayılı kararı başta olmak üzere pek çok kararında da vurgulandığı üzere, lehe kanun tespit edilirken, sabit kabul edilen somut olaya her iki kanunun ilgili tüm hükümleri birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmalı ve bu suretle ortaya çıkan sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmalıdır. Başka bir anlatımla, karma uygulama yapılarak, söz gelimi ceza süresinin sonraki, tâbi olunan zamanaşımı süresinin ise önceki kanun esas alınarak dava zamanaşımının hesaplanması mümkün değildir.
Bu noktada itiraza konu resmî belgede sahtecilik suçu bakımından suç ve karar tarihlerine göre; zimmet ve resmî belgede sahtecilik suçları açısından Kanun’da öngörülen cezalar ve bu cezalara ilişkin zamanaşımı sürelerine değinmek faydalı olacaktır.
Zimmet suçu suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 202. maddesinde;
“(1) Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır para cezası verilir.
(2)Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası verilir…” şeklinde düzenlenmiş ve suçun, dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş olması hâlinde ihtilasen zimmet suçunun oluşacağı hükme bağlanmıştı. Buna göre 765 sayılı TCK’nın 202/2. madde uyarınca öngörülen ceza on iki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası olduğundan, aynı Kanun’un 102/2. maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı 15 yıl, 104/2. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı ise 22 yıl 6 aydır.
Sanığın eylemi suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un 247/2. kapsamındaki nitelikli zimmet suçunun yanı sıra, aynı Kanun’un 212. maddesi uyarınca anılan Kanun’un 204/2. maddesi kapsamındaki resmî belgede sahtecilik suçunu da oluşturmaktadır.
Uyuşmazlık konusu nitelikli zimmet suçuna ilişkin 5237 sayılı TCK’nın 247. maddesi;
“(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir” şeklinde,
“İçtima” başlıklı TCK’nın 212. maddesinin birinci fıkrası;
“Sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur. Sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” biçiminde düzenlenmiştir.
Resmî belgede sahtecilik suçu ise 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 204/2. maddede düzenlenen söz konusu bu suçun 5237 sayılı Kanun’un 66/1-d maddesi gereğince asli dava zamanaşımı 15 yıl, 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımının 22 yıl 6 ay olacağı anlaşılmaktadır.
Somut olayda sanığın eyleminin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın yalnızca 202/2. maddesinde düzenlenen nitelikli zimmet suçunu oluştururken, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın ise 212. maddesi yollamasıyla nitelikli zimmet suçunun yanı sıra TCK’nın 204/2. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu da oluşturduğu ve 5237 sayılı TCK hükümlerinin sanık lehine olduğu, bu hususta dosya içeriğine göre de bu kabul ve uygulamada da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 212. maddesi uyarınca sanığın eylemi nitelikli zimmet suçunun yanında ayrıca resmî belgede sahtecilik suçunu da oluştururken buna karşın 765 sayılı TCK’nın 202/1-2. maddesi yönüyle sahteciliğin nitelikli zimmet suçunun unsuru olduğundan, zimmet suçunun yanında ayrıca resmî belgede sahtecilik suçu oluşmayacaktır. 5237 sayılı TCK’nın ilgili hükümleri uyarınca ceza süresinin lehe olduğu anlaşılmakla; dava zamanaşımının belirlenmesinde karma bir uygulama yapılıp ceza süresi ve tabi olunan dava zamanaşımı süresi farklı kanunlara göre hesaplanamayacağından resmî belgede sahtecilik suçundan dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun 5237 sayılı TCK hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında 29.04.2005 tarihi ve öncesinde işlediği iddia olunan nitelikli zimmet suçundan 765 sayılı TCK’nın 202/2-4, 80, 219/son, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda son bozma kararına uyan Yerel Mahkemece suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın ilgili hükümleri de göz önüne alınıp lehe aleyhe kanun değerlendirmesi yapılarak 25.06.2019 tarihinde sanığın TCK’nın 247/1-2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCK’nın 204/2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her iki suçtan hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince 18.02.2021 tarihinde TCK’nın 53/1-a-5. maddesinin sınırlı şekilde uygulanması eleştirisiyle onanmasına karar verildiği uyuşmazlık konusu olayda;
Lehe kanun tespit edilirken, somut olaya her iki kanunun ilgili tüm hükümleri birbirlerine karıştırılmadan uygulanıp ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle mukayese edilmesinin gerektiği, yani karma uygulama yapılarak, ceza süresinin sonraki, tâbi olunan zamanaşımı süresinin ise önceki kanun esas alınarak dava zamanaşımının hesaplanmasının mümkün olmadığı göz önüne alınarak, sanığın eylemi suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 202/2. maddesi uyarınca nitelikli zimmet suçunu oluşturup 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde zimmet amacıyla işlenen sahtecilik suçunun nitelikli zimmet suçunun unsuruyken suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 247/2. kapsamındaki nitelikli zimmet suçunun yanı sıra aynı Kanun’un 212. maddesi uyarınca anılan Kanun’un 204/2. maddesi kapsamındaki resmî belgede sahtecilik suçunu da oluşturduğu, sanık hakkında sadece TCK’nın 202/2-4, 80, 219/son, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılıp resmî belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmadığı, 765 sayılı TCK’nın 202/2-4, 80 ve 59. maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 247/1-2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. ile aynı Kanun’un 204/2, 43, 62, 53/1-5 ve 63. maddeleri bütün olarak uygulandığında 5237 sayılı TCK hükümlerinin sanığın lehine olduğu, nitelikli zimmet suçunu işlediği iddia olunan sanığın eylemine uyan ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 212. maddesi yollamasıyla TCK’nın 204/2. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçu için 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasının öngörülmüş olup buna göre, 5237 sayılı TCK’nın 66/1-d maddesi gereğince asli dava zamanaşımı 15 yıl, aynı Kanun’un 67/4. maddesi de göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı ise 22 yıl 6 ay olup, 29.04.2005 olan suç tarihinden, 18.02.2021 olan Özel Daire inceleme tarihine kadar dava zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.11.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
…
Yazı İşleri Müdürü.
A.A.