Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/8884 E. 2021/16257 K. 20.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8884
KARAR NO : 2021/16257
KARAR TARİHİ : 20.12.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 86. maddesidir. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
1) 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
İnceleme konusu dosyada; Davacı 27.06.2005-16.03.2013 tarihleri arasında çalıştığının tespitini talep etmiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Davacının hizmet cetvelinde, 27.06.2005 – 20.09.2005, 15.06.2006 – 01.09.2007 tarihleri arasında … Mobilya ve Dekorasyon İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’den, 21.10.2005-14.06.2006, 18.10.2007-02.03.2008, 02.04.2008-16.03.2013 tarihleri arasında … İnş.Taah.Mob….Ltd.Şti.’den, 18.03.2008 -31.03.2008 tarihleri arasında …ünvanlı iş yerinden bildirimlerinin olduğu görülmektedir.
Somut dosyada; Davacının, davaya konu dönemde biri davalı şirket olmak üzere üç ayrı iş yerinden bildirimlerinin bulunduğu, davacının husumeti sadece bunlardan birine yönelttiği anlaşılmaktadır. Öncelikle davacıya talebi açıklattırılarak, davasının diğer iş yerlerinden yapılan bildirimlerinin fiili ve gerçek olmayıp, bu hizmetlerinde davalı iş yeri nezdinde geçtiğine yönelik mi olduğu yoksa bildirim yapılan dava dışı diğer işverenlere de yönelik mi olduğu hususu açıklığa kavuşturulmalıdır. Her iki halde de bildirim yapılan dava dışı işverenler HMK 124 uyarınca davaya katılımı sağlanıp bu kapsamda yapılacak yargılama sürecinde davalı dahil bildirim yapılan diğer işverenler arasındaki ilişki belirlenmeli, bunların ayrı ve farklı işverenlikler olduğunun tespiti halinde davanın açılış tarihi de gözetilmek suretiyle hak düşürücü süre irdelenmeli, aksi kanaate varıldığı taktirde ise çalışma iddiası yöntemince araştırılıp belirlendikten sonra karar verilmelidir.
2)6552 sayılı Kanunun 11.09.2014 günü yürürlüğe giren 64. maddesiyle 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine eklenen 4. fıkrada, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında feri müdahil olarak katılan kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği belirtilmiştir.
6552 sayılı Kanun ile ilgili olarak öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan hükümet teklifinde, söz konusu düzenleme 54. madde olarak yer almış, izleyen 55. maddede “5521 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.” denildikten sonra “7 nci maddeye bu Kanunla eklenen dördüncü fıkra hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda da uygulanır.” hükmü Geçici 3. madde olarak öngörülmüş, ancak yasalaşma aşamasında anılan Geçici madde çıkarılıp 6552 sayılı Kanunda bu türden düzenlemeye yer verilmemiştir.
Diğer yandan davanın 6552 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önce açılması nedeniyle kurumun davalı sıfatına haiz olduğu gözetilmesi ve dava reddedildiğine göre kurum lehine yargılama giderine hükmedilmesi gerekirdi. Bu itibarla belirtilen gerekçelerle, bu hususların tamamlanması yönünde davalı kurum tarafından HMK 305/A madde kapsamında yapılan talebin kabul edilmeyerek vekalet ücretine hükmedilmemesi ayrıca isabetsiz bulunmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı ve fer’i müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, 20.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.