YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15889
KARAR NO : 2013/15099
KARAR TARİHİ : 05.09.2013
MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/05/2012 tarih ve 2011/201-2012/92 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin tanınmışlık vasfı taşıyan, “ADVANTAGE” unsurlu markaların sahibi olduğunu, anılan markaların uzun süredir kullanıldığını, davalının müvekkilinin tanınmış markaları ile iltibasa neden olabilecek şekilde “EV AVANTAJ 600+ŞEKİL” ibare ve biçimli tescil başvurusunda bulunarak haklarını ve haklı olarak erişmiş bulunduğu kazanımını bertaraf etmeye çalıştığını, anılan marka tescil başvurusuna kötü niyet, iltibas ve tanınmışlık vakıalarına dayalı olarak başvurunun reddi arzusunu içeren itirazlarının önce markalar dairesi ve nihaî olarak da YİDK tarafından işaret ve markaların benzer olmaması gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek, TPE YİDK kararının iptaline ve davalı adına tescil olunan markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, kurum işlem ve kararlarının hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı şirket vekili, taraf markalarının benzer olmadıklarını, müvekkilinin davacı ile farklı faaliyet alanında bulunduğunu, avantaj kelimesinin tamamlayıcı unsur olduğunu, üstünlük kazanım ve yarar anlamını taşıyan “avantaj“ kelimesinin Türkçe’de yaygın kullanımının bulunduğunu, tek bir kişinin tekeline bırakılmasının mümkün olmadığını, kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler itibariyle davacı markaları ile başvuru konusu işaretin ortalama tüketici ve yararlanıcılar tarafından karıştırılmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin davacı markalarından haksız yarar sağlamaya ihtiyacı bulunmadığını, anılan işaretin müvekkili tarafından yoğun ve yaygın biçimde reklam kampanyaları eşliğinde ülkenin her tarafına ulaşacak şekilde kullanılmak suretiyle ayırt edicilik kazandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı markaları ile davalı başvurusunun konusu olan işaret arasında esas ve yardımcı(tamamlayıcı) unsurları, biçim ve umumî intiba itibariyle bir benzerlik bulunmadığı gibi, her birinin bütünü itibariyle bıraktığı etkinin(toplu intibânın) de farklı bulunması sebebiyle karıştırmaya sebebiyet verebilecek derecede bir yakınlık bulunmadığı, başvuru konusu işaret ile davacı markaları arasında biçimsel, anlamsal, görsel ve seri içerisine girmek biçiminde yahut umumî intibadan doğan bir benzerlik bulunmadığı, tescilli bir marka ile iltibas yaratmayan işaretin marka tescil başvurusunda bulunmanın kötü niyet olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 05.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.