Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/18035 E. 2013/194 K. 14.01.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18035
KARAR NO : 2013/194
KARAR TARİHİ : 14.01.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, suçluyu kayırma
HÜKÜM : Beraat, Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Cumhuriyet Savcısının temyizinin sanıklar … ve … hakkında suçluyu kayırma suçundan hükmolunan beraat kararına yönelik olduğu, dolandırıcılık suçundan sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin olarak yalnızca sanık … müdafiinin temyizinin bulunduğu, diğer sanıkların temyiz talebinin bulunmadığı anlaşıldığından; sanık … hakkında dolandırıcılık ve suçluyu kayırma, sanık … yönünden suçluyu kayırma suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılan incelemede;
1- O Yer Cumhuriyet Savcısının … ve … hakkında suçluyu kayırma suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının yapılan incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … müdafiinin dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Temyiz dışı sanık …’nın, olay tarihinde saat 01:30 sıralarında sanık …’a ait kamyonet ile seyir halindeyken alkollü oluşu nedeniyle maddi hasarlı trafik kazası yaptığı ve alkolün etkisi ile sızdığı, olayın sanık … tarafından duyulması üzerine, 08:30 sıralarında diğer şoförü olan temyiz dışı sanık … ile birlikte olay yerine geldiği, kazayı yapan …’nın alkollü olması nedeni ile sigorta şirketinden parayı alabilmek amacı ile kazayı …’ın yaptığına dair tutanak tanzim ettirmek amacı ile …’yı olay yerinden uzaklaştırdığı, sanık …’ın, olay yerine gelen Jandarma Trafik görevlilerine kazanın şoförü … tarafından yapıldığını beyan ettiği, …’ın da kazayı kendisinin yaptığını söylediği, bu beyanlar üzerine … hakkında 25.07.2007 tarihli trafik kaza tespit tutanağı tanzim edildiği, bu arada bahçe sahibi tanık …’nin trafik tim komutanına kaza yapan şahsın hakkında tutanak tanzim edilen … olmadığını, olay yerinden ayrılan …’nın olduğunu beyan etmesi üzerine durumun anlaşılarak tutanağa geçirildiği somut olayda;
Her ne kadar tebliğnamede, eylemin, yalan beyanda bulunmak suçunu oluşturduğu yönünde görüş belirtilmiş ise de; 5237 sayılı TCK’nın 206.maddesinde düzenlenen ve doktrinde “fikri sahtecilik” olarak adlandırılan “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçunun oluşabilmesi için, kişinin açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir. Beyanı alan memur bu beyanın doğruluğunu araştırıp tahkik etmek ve daha sonra edindiği kanaate göre resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, bir başka ifade ile resmi belge sadece kişinin (sanığın) beyanına göre değil de memur tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise bu maddede tanımlanan suç oluşmayacağından hareketle; somut olayda kazanın ve alkolün etkisiyle uyuyakalan ve sonrasında kendisine gelen …’nın, Jandarmayı arayarak kendisinin kaza yaptığını bildirmesi, aynı şekilde olay yerine gelen tanık …’ye de benzer beyanda bulunması, tutanak görevlilerinin araştırma yapmaları üzerine sanıkların beyanına itibar etmeyip, kazanın meydana geldiğine dair düzenledikleri tutanağın altına kazayı asıl yapan kişinin … değil, … olduğunu belirtmeleri karşısında, anılan suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı anlaşılmakla, bu yöndeki tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanık …’ın, temyiz dışı olan sanık …’un alkollü vaziyette araç kullanıp kaza yapması nedeniyle, …’ın araç sürücüsü olarak gösterilmesi konusunda diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, olay yerine gelen Jandarmaya bu şekilde beyanda bulunduğu anlaşılmış ise de, sanık …’ın sigorta şirketine başvurarak zararının karşılanmasını talep etmemesi nedeniyle dolandırıcılık suçunun icra hareketlerinin gerçekleşmediği ve eyleminin hazırlık aşamasında kaldığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozmanın CMUK.un 325.maddesi gereğince temyiz talebinde bulunmayan sanıklar … ve …’a sirayetine, 14.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.