Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2021/4680 E. 2021/8875 K. 29.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4680
KARAR NO : 2021/8875
KARAR TARİHİ : 29.04.2021

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 8. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 40. İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen karar, süresi içinde taraflar vekillerince temyiz edilmiş ve davacı vekilince duruşma talep edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait Rusya’da bulunan Mozaika, St. Petersburg, Galeria, Slovoski, Moskova ve diğer şantiyelerde 01/07/2009 – 28/08/2015 tarihleri arasında çalıştığını, davacının 25 yıllık tecrübesi olduğunu, 2.500,00 USD ücret ile çalıştığını bu tutarın 200,00 USD kadarının elden geri kalanın ise Akbank nezdindeki davacı ve … adına kayıtlı hesaplara yatırıldığını, iş sözleşmesinin haksız olarak sonlandırıldığını, davacının her gün 07:00-21:00 saatleri arasında çalıştığını, dini bayramlarda ve yılbaşında 1 gün hariç olmak üzere diğer ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığını, davacının 3 öğün yemek ve barınmasının da işverence karşılandığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer bir kısım işçilik alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalılar vekilleri; özetle, davacının kendilerinden herhangi bir alacağı bulunmadığını savunarak ayrı ayrı davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda toplanan kanıtlara göre ve bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalılar vekilleri ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içerisinde davalılar vekilleri ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesiyle yapılan inceleme sonucunda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, tarafların sair temyiz itirazlarının reddi ile bölge adliye mahkemesi kararının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan yönleri usul ve kanuna uygun görülmüştür.
2- Taraflar arasında aylık ücret miktarının tespitinde talebin aşılıp aşılmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. Maddesi “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü uyarınca taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesi usule aykırıdır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tanık beyanları doğrultusunda elden ödenen ücret miktarının 300 USD olduğu kabul edilmiş ise de; dava dilekçesinde açıkça elden ödenen ücret miktarının 200 USD olduğu açıklanmış olup buna göre, elden ödenen ücret miktarının 200 USD yerine 300 USD olarak kabulü talep aşımı mahiyetinde olduğundan hatalı bulunmuştur.
3- Taraflar arasında davacının davalılara ait işyerinde çalıştığı süre bir başka uyuşmazlık konusudur.
Davacı 01.07.2009 – 28.08.2015 tarihleri arasında davalılara hizmet verdiğini ileri sürmüştür. Dosyaya sunulan yurtdışı hizmet sözleşmesi 3.2013-9.2013 tarihleri arasındaki dönem içindir. Ücretin ödendiğini gösterir banka kayıtları 23.11.2009-27.10.2010; 23.05.2013-22.04.2014; 07.11.2014-19.11.2015 tarihleri arasındaki dönemi kapsadığından sadece banka kayıtlarının sunulduğu dönem bakımından davacının davalılarda çalışması olduğu kabul edilmiştir. Ancak, yurda giriş çıkış kayıtlarına göre davacı, 03.2.2011-11.10.2011, 13.11.2011 – 29.07.2012, 12.08.2014 – 23.10.2014 tarihleri arasındaki toplam 1 yıl 7 ay 9 gün boyunca da yurtdışındadır. Bu döneme ilişkin taraflarca ücret ödemesi gösteren bir belge sunulmamış ise de; belirtilen dönem için Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre başka bir işyerinden çalışma bildirilmediği, hizmet süresine dahil edilmeyen bu dönemler için davacının rapora itiraz dilekçesine 02.02.2012,30.06.2012, 16.10.2014 ve 14.09.2015 tarihli çalışma kartları fotokopileri eklediği, öte yandan 2014 yılındaki çalışmanın davacı tanığı Kazım Güvenç tarafından doğrulandığı görülmektedir. Şu halde, davacı tarafından sunulan belgeler davalıdan da sorulmak suretiyle değerlendirilmeli; bundan sonra, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre davacının 03.02.2011-11.10.2011, 13.11.2011-29.07.2012, 12.08.2014-23.10.2014 tarihleri arasında da davalılar bünyesinde çalışıp çalışmadığı tereddütsüz belirlenmelidir. Bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
4-Taraflar arasında fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının hesaplanması gereken dönem de uyuşmazlık konusudur.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Aynı ispat kuralları hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücret alacakları için de geçerlidir.
Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma, hafta ve genel tatili alacaklarının ispatında salt husumetli tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte yan delil ya da olgularla desteklenen husumetli tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede; işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, iş müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacakların varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar yan delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir.
Somut uyuşmazlıkta; sadece husumeti bulunmayan tanık …’in davacı ile çalıştığı süre dikkate alınarak 1.12.2013-28.8.2015 tarihleri arasındaki dönem için, günde 3 saat fazla çalışma yapıldığı kabul edilerek 6 gün çalışılan iki haftada haftada 18, 7 gün çalışılan iki haftada ise haftada 21 saat fazla çalışma yapıldığı, ayın iki haftasında hafta tatilinde çalışıldığı ve dini bayramların ilk günü hariç ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmanın devam ettiği kabul edilmiştir.
Davacı tanıklarından Haşim Koçer; 18.11.2013-18.4.2016 tarihleri arasında çalışmış olup açmış olduğu davada, haftada 12 saat çalıştığı, ayda 2 hafta tatilinde çalışmasının devam ettiği ve dini bayramların ilk günü hariç ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığı kabul edilmiş, davalılar temyizi üzerine sözü edilen karar Dairemizce onanmıştır.(Bkz. Dairemizin 01.02.2021 tarih 2020/4815 Esas ve 2021/2901 Karar sayılı onama ilamı) Diğer davacı tanığı Savaş Çiftçi’nin beyanından derdest davası olduğu anlaşılmakta ise de; davasının akıbeti dosyaya yansımamıştır. Bu tanık davacı ile birlikte 2009 yılında ve 2013 yılında çalıştığını beyan etmiştir. Tanıklar husumetli bile olsa, davacının yaptığı işin niteliği ve çalıştığı işyerinin özelliği, aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacakların varlığına ilişkin sunulan kesinleşmiş mahkeme kararları dikkate alındığında, davacı tanıklarının davacı ile birlikte çalıştıkları süreler ve kendi dava dosyalarındaki kabuller de dikkate alınarak bu tanıkların beyanlarının değerlendirilmesi gerekirken salt husumetli oldukları gerekçesiyle beyanları hiç dikkate alınmadan hesaplama yapılması hatalı olmuştur. Nitekim Dairemizin son tarihli kararlarında; mahkeme kararlarının, işin niteliğine ve dosya kapsamına uygun tanıkların beyanına değer verilmesi için bozulduğu görülmektedir. (Örneğin bkz. Dairemizin 25.03.2021 tarihli 2020/7597 Esas ve 2021/6994 Karar sayılı bozma ilamı).
Açıklanan duruma göre, öncelikle davacının hizmet süresi netleştirilmeli bundan sonra zamanaşımı da gözetilerek fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücret alacakları yeniden değerlendirilip hesaplanmalıdır.
5- Son olarak; davacı kıdem tazminatı alacağının Türk Lirası olarak hüküm altına alınmasına itiraz etmektedir.
Kıdem tazminatında tavan kamu düzenini ilgilendirmekte ise de, kıdem tazminatının Türk parasıyla ödenmesi gerektiği yönünde bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
O halde yabancı para üzerinden ücret alan işçiler yönünden talep olması halinde kıdem tazminatının yabancı para cinsinden hesaplanmasına yasal bir engel yoktur.
Fesih tarihi itibarıyla kıdem tazminatı tavanının kontrolü bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki Türk Lirası üzerinden bir yıllık tutar belirlenmeli, tavanı aşması durumunda tavan üzerinden hesaplama yapılarak yeniden aynı kur hesabıyla yabancı paraya dönüşümü sağlanmalıdır. Dairemizin emsal kararları da bu yöndedir. (Yargıtay 9. H.D. 13.9.2005 gün 2005/3574 E, 2005/29669 K).
Somut uyuşmazlıkta; davacı işçiye ücretinin Amerikan Doları üzerinden ödendiği gözetildiğinde dava konusu kıdem tazminatının, fesih tarihindeki kıdem tazminatı tavanı gözetilerek Amerikan Doları olarak hesaplanması yönündeki talep yerindedir. Her ne kadar; dava dilekçesinde USD olarak talep edilen kıdem tazminatının dava dilekçesinde talep edilen dışındaki kısmı bilirkişi raporunda hesaplamanın Türk Lirası üzerinden yapılması sebebiyle Türk lirası olarak ıslah edilmiş ise de; davacı, ıslah dilekçesinde hesaplamanın USD cinsinden yapılmamasına itiraz ettiklerini açıkça belirtmiştir. Öte yandan; dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (818 sayılı BK’nın 83. maddesi) uyarınca yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcun vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bu şekilde talepte bulunan alacaklının artık bu tercihinden dönerek borcun yabancı para olarak aynen ifasını istemesi mümkün değildir. Dolayısıyla, davacı taraf, dava dilekçesiyle tercih hakkını kullanarak borcun USD üzerinden ödenmesini istediğinden bundan sonra tercihinden dönüp zaten Türk Lirası üzerinden tahsil isteyemez. Bu tür bir isteme Mahkemece değer verilemez.
Açıklanan sebeplerle, dava dilekçesindeki talebe uygun olarak kıdem tazminatının USD cinsinden hüküm altına alınması gerekir. Bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi