YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11132
KARAR NO : 2011/2997
KARAR TARİHİ : 02.03.2011
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalının açtığı ilaç ihalesini kazanıp, aralarında sözleşme imzaladıklarını, sözleşmedeki şartlar dahilinde ilaçları teslim ettiğini, davalının sözleşme gereğince ödemesi gereken ilaç bedellerini vadesinde ödemediğini ileri sürerek 4085.267,94 TL fatura alacağı ile 484.061,09 TL işlemiş faiz alacaklarının dava tarihinden avans faizi ile tahsilini istemiş ,birleşen davası ile yine ilaç satım sözleşmesinden doğan 969.770,58 TL alacağının faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı, talep edilen asıl alacak miktarlarını kabul ettiklerini,işlemiş faiz talebinin ise reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, asıl davanın 4085.267,94 TL üzerinden kabulüne ,faiz alacağına yönelik talebin kısmen kabulü ile 290.705,24 TL faiz alacağının davalıdan tahsiline ,faiz ile ilgili fazla isteğin reddine ,asıl alacağın 10.000,00 TL sine dava tarihinden ,geri kalan kısmına ıslah tarihinden avans faizi uygulanmasına ,Birleşen davanın 969.770,58 TL üzerinden kabulü ile asıl alacağa dava tarihinden avans faizi ile davalıdan tahsiline , asıl alacağın 10.000,00 TL sine dava tarihinden ,geri kalan kısmına ıslah tarihinden avans faizi uygulanmasına karar verilmiş hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
2010/11132 2011/2997
1-Asıl dava yönünden davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde ,taraflar arasındaki sözleşmelerin 13/2 maddesinde ,Uygun malın depolara tesliminden itibaren azami 120 (150 ) gün içinde mal bedelinin ödeneceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin bu hükmü alacağın bu tarihte muaccel olacağını göstermektedir.Davacı B.K nun 101 maddesi gereğince davalıyı temerrüde düşürmeden temerrüt faizi isteyemez.Davacının davalıya gönderdiği 22.03.2007,27.07.2007,5.11.2007 tarihli ihtarnamelerle davalıyı temerüde düşürdüğü anlaşılmaktadır.Bu ihtarnamelerin tebliğ tarihleri gözetilerek davalının temerrüt tarihi saptanıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken sözleşmede kararlaştırılan 120 ve 150 günlük süre sonunda davalının temerüde düştüğünün kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-Bozma nedenine göre asıl davada davacının temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
3-HUMK’nın 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı Yasa’nın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK’nın 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı Kanun’un 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK’nın 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu birleşen davada,kısa kararda asıl alacağın 10.000,00 TL sine dava tarihinden ,geri kalan kısmına ıslah 2010/11132 2011/2997
tarihinden avans faizi uygulanmasına ilişkin bir hüküm yok iken gerekçeli kararda “asıl alacağın 10.000,00 TL sine dava tarihinden ,geri kalan kısmına ıslah tarihinden avans faizi uygulanmasına”ilişkin hüküm kurulmuş olması, az yukarıda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı ıçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına (BOZULMASINA), 2. bent gereğince davacının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,3.bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.