YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4626
KARAR NO : 2012/12241
KARAR TARİHİ : 30.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.03.2008 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 07.06.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve duruşmasız olarak davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 19.06.2012 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekilleri Av…. ve Av…. ile karşı taraftan davalı vekili Av…. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 30.04.1990 tarihinde kadastro çalışmasıyla dava dışı … adına tespit ve tescil edilen 1998, 1999, 2000 ve 2001 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydına güvenerek, 17.10.1990 yılında dava dışı …’dan satın alma yoluyla edindiğini, daha sonra davalının açtığı dava ile dava konusu taşınmazlar mera olarak sınırlandırılıp, kararın 10.05.1996 günü kesinleştiğini, tapu sicilinin tutulmasından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 15.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminatın, 27.05.2009 tarihli dilekçesi ile de, 1.600.993,61 TL tazminatın davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı, davacı zararının kendi kusurundan doğduğunu, zararın tapu sicil memurunun davranışından oluşmadığını savunmuştur.
Mahkemece, manevi tazminat isteminin reddine, 1.600.993,61 TL tazminatın 10.05.2007 tarihinden itibaren işleyen faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiş, tarafların temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.10.2010 günlü ve 2009/10654E. 2010/9750K. sayılı ilamıyla,
davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, davalının temyiz itirazlarının ise, tazminat isteminde BK’nın 43. maddesi dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına uyularak manevi tazminat isteminin reddine; 600.000 TL maddi tazminatın 10.05.2007 tarihinden itibaren işleyen faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiştir.
Hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava, tapu kaydının iptalinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek 1 numaralı protokol 1. madde ile kabul edilmiş temel haklardandır. TMK’nın 683. maddesinde de, bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesi de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.
Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 90/5. maddesi ile iç hukukun normu sayılan AİHS hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.05.2006 tarihli 1262/02 sayılı kararda; “…bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “…başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “…kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” ifade edilmiştir.
Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır. Bu oran kurulurken 6098 sayılı TBK’nın 51. maddesi dikkate alınmalıdır. Anılan bu madde ile tazminat miktarının belirlenmesinde hakime takdir hakkı tanınmıştır. Hakim takdir yetkisini kullanırken hukuka ve hakkaniyete göre bir karar vereceği TMK’nın 4. maddesinde hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı TBK’nın 51.
maddesi uyarınca durumun gereği ve özellikle kusurun ağırlığına göre tazminat kapsamı belirlenecektir.
Somut olayda; dava konusu 1998, 1999, 2000 ve 2001 parsel sayılı taşınmazlar 1976 yılındaki kadastro çalışmasında 05.03.1973 tarih 2 sayılı tapu kaydının revizyon alınması ile tespiti yapılmış, itiraz üzerine tapulama komisyon kararı ile 31.05.1990 yılında dava dışı … adına tescil edilmiştir.
Davacı taşınmazları 17.10.1990 günü satın alma yoluyla edinmiştir. Davacının ediniminden sonra davalı tarafından taşınmazların mera niteliği bulunduğu iddiası ile 10.05.1996 tarihinde açılan dava ile taşınmazların tapu kaydı iptal edilerek mera olarak sınırlandırılmış, karar 10.05.2007 günü kesinleşmiştir.
Davacı, tapu kaydı iptal edilerek mülkiyet hakkını yitirdiği taşınmazlar için tazminat isteminde bulunmuştur. Hükme esas alınan 12.11.2008 günlü ziraat ve emlak bilirkişi raporunda taşınmazların değeri 1.600.993,61 TL olarak belirlenmiş, mahkemece bu değer esas alınarak tazminata hükmedilmiştir. Anılan hükmün temyizi üzerine, bu bedelden 618 sayılı BK’nın 43. maddesi uyarınca uygun bir indirim yapılması gerektiği gerekçesi ile hüküm bozulmuş, bozma kararına uyularak takdiren 600.000 TL tazminata hükmedilmiştir. Mahkemece, tazminat miktarı tespitinde gerekçe gösterilmeden takdir hakkının kullanıldığı belirtilmiştir. Hakim takdir hakkını kullanırken TMK’nın 4. maddesi uyarınca hukuka ve hakkaniyete uygun bir karar vermesi gerekir. Takdir hakkının kullanımında sınırsız bulunulmayıp, öncelikle hukuk ve hakkaniyet kuralları ile bağlıdır. 618 sayılı BK’nın 43. maddesi gereği durumun gereği ve kusurun ağırlığına göre tazminat miktarı belirlenecektir.
Somut uyuşmazlıkta, zararın doğmasına neden olan olaylarda davacıya yüklenebilecek bir kusurun varlığı bulunup bulunmadığı, kusuru bulunması halinde zararın artmasına hangi oranda etki ettiği, zararın oluşumunda davalıya yüklenebilecek kusurların neler olduğu ve zarar ile tazminat arasındaki denge unsuru değerlendirilmemiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan olgular birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu saptamalar bir yana bırakılarak davanın yazılı gerekçe ile hüküm altına alınması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1.) bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine; (2.) bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 900,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin