YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8473
KARAR NO : 2012/10438
KARAR TARİHİ : 17.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.01.2012 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; mahkemenin görevsizliğine dair verilen 07.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, kira sözleşmesine dayalı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın konusunun Türk Medeni Kanunun 983. maddesine dayalı zilyedliğin korunmasına ilişkin olduğundan sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunu ayrıca davanın haksız olarak açıldığını savunarak reddini istemiştir.
Mahkemece, dava zilyetliğin korunması davası olarak nitelendirilerek görevsizlik kararı verilmiştir.
Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davanın “zilyetliğin korunması davası” mı yoksa kira sözleşmesine dayalı “şahsi(kişisel) haktan kaynaklanan” bir dava mı olduğu ve varılacak sonuca göre davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine mi, sulh hukuk mahkemesine mi ait olduğu noktalarında toplanmaktadır.
Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde durulmalıdır;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 4-c. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları görürler”
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 981, 982 ve 983. maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir … bulunmayan kişilerin zilyetliğinin korunması için konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. Türk Medeni Kanunun 973. maddesinde zilyetlik “bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” biçiminde tanımlanmıştır. Türk Medeni Kanunun 982 ve 983. maddelerinde zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki, zilyetliğin korunması davasıyla zilyet, zilyetliğin hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan sadece zilyetliğini öne sürerek sulh hukuk mahkemelerinde uygulanan basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanır. Zilyet, zilyetliğin arkasında bulunan ayni (nesnel) veya şahsi (kişisel) bir hakka dayandığı takdirde dava bir hak davası niteliğini kazanır. HGK 25.11.2009 tarihli 2009/9-518, 2009/573 sayılı kararı da aynı yöndedir.
Madde içeriğinden açıkça anlaşılacağı üzere, yalnız zilyetliğin korunmasına ilişkin davalar, dava değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesince görülecektir. Maddede yer alan “sadece zilyetliğin korunması davaları” ile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 982. ve 983. maddelerinde düzenlenen zilyetliğin gaspı ve zilyetliğe saldırıdan … davalar amaçlanmıştır. Bu maddelerde düzenlenen davalar ile, zilyet; zilyetliğinin bir hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan yalnızca zilyetliğini öne sürerek, sulh mahkemelerinde dava açar ve bu mahkemelerde uygulanan basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanır.
Zilyet, zilyetliğinin arkasında bulunan nesnel veya kişisel bir hakka dayandığında ise dava, bir hak davası niteliğini kazanır; o takdirde mahkemenin görevi, yalnız zilyetliğin korunması davasından farklı olarak, dava olunan şeyin değerine göre belirlenir.
Somut olaya gelince;
Davacı kira sözleşmesinden kaynaklanan şahsi hakka dayanarak elatmanın önlenmesini istemiştir. Davacı arkasında barındırdığı bir hakka dayanmakla, talebi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 4/c maddesinde yazılı zilyetliğin korunması davası olmayıp, temelinde bir hak davasıdır.
Dava dilekçesinde dava olunan şeyin değeri 10.000 TL olarak gösterilmiştir. Dava konusunun değeri gözönünde bulundurulduğunda, davaya bakma görevi asliye hukuk mahkemesine aittir. Mahkemece yargılamaya devamla davanın esastan sonuçlandırılması gerekirken salt zilyetliğin korunması olarak nitelendirilerek sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 18.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.