YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10879
KARAR NO : 2011/14701
KARAR TARİHİ : 19.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı,davalı ile aralarında 20.02.2006 tarihli ortaklık anlaşması bulunduğunu, sözleşmede davacının mülk sahibi, davalının finansör, dava dışı 3.kişilerinde takipçi olduğunun belirtildiğini, çalışma konusunun belirlendiğini, tüm masrafların davalı finansör tarafından karşılanacağını, 50.000 Tl nin davalı tarafından davacıya ödeneceğini, bu ödemeye karşılık 20.02.2006 tanzim tarihli, 20,02.2007 vadeli 50.000 TL bedelli senedin davacı tarafından davalıya verileceğinin bu senedin ortaklık anlaşması gereği ve anlaşmanın ayrılmaz parçası olduğu ve teminat olarak verileceğinin kararlaştırıldığını, 50.000 TL nin 30.000 TL sinin takipçilere masraflar karşılığı ödendiğini, takipçilerin edimlerini yerine getirmememeleri üzerine takipçileri azlettiğini, davalı tarafça 50.000 TL bedelli teminat senedine dayanarak takip başlattığını ,senet nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespit edilerek takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece,davacının icra takip dosyasında ve mahkeme huzurunda davalıdan 50.000 TL aldığını kabul etmesi gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş,hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu, davaya konu senedin bu ortaklık ilişkisi nedeni ile verildiği dosya içeriğinden anlaşıldığı gibi bu husus taraflarında kabulündedir. Davacının yapılan icra takibi esnasında ki beyanı senetten dolayı borçlu olduğunun kabulü anlamında 2011/10879-14701
olmayıp, aldığı 50.000 TL den 30.000 TL sini takipçilere ödeme yaptığını ifade etmesi de senedi kabullenmediğini teyit etmektedir.Hal böyle olunca 20.02.2006 tarihli sözleşme gereği taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olduğu ve taraflar aralarında anlaşamadıklarına göre B.K nun 520 vd maddeleri gereğince tasfiyesini gerektirir. BK’nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların gorülüp ortaklığın aktif ve pasif bütun mal varlıgının belirlenip ortakların birbirleri ıle alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmun bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK’nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gerekir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gosterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık cıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edilecegi taraflardan sorulmalı, tasfıyede anlastıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir.Mahkemece adi ortaklığın tasfiyesinden sonra davacının davalıya borçlu olup olmadığının belirlenerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 19.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.