Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/181 E. 2022/72 K. 27.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/181
KARAR NO : 2022/72
KARAR TARİHİ : 27.01.2022

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine ilişkin karar davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı-karşı davalı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 1997 yılı Nisan ayı ilâ 07.01.2013 tarihleri arasında eczacı kalfası olarak çalıştığını, davalının uzun süredir müvekkiline işten ayrılması için baskı uyguladığını, 05.01.2013 tarihinde müvekkili ve diğer işçiye hakaretlerde bulunduğunu, kamera ile kendilerini izlediğini söyleyerek tehdit ettiğini ve 07.01.2013 tarihinde istifa ettiklerine dair dilekçe imzalattığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, fazla çalışma ile hafta tatili alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı ve Karşı Dava İstemi:
5. Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; müvekkilinin davacı ve diğer işçinin kendisine hakaret ettiklerini duyması üzerine bu hususta savunmalarını istediğini, sonrasında ise davacının istifa dilekçesi vererek işten ayrıldığını, alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş; karşı dava olarak da davacı işten ayrılırken ihbar öneli vermediğinden ihbar tazminatının davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
6. Davacı-karşı davalı vekili karşı davaya cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
7. Ankara 1. İş Mahkemesinin 29.06.2015 tarihli ve 2013/171 E., 2015/459 K. sayılı kararı ile; fazla çalışma ile hafta tatili ücreti alacaklarının davacı-karşı davalı işçiye tam olarak ödenmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, karşı davaya ilişkin olarak ise davacı-karşı davalının haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiği gerekçesiyle karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Ankara 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 25.06.2018 tarihli ve 2015/28830 E., 2018/15646 K. sayılı kararı ile; davalı-karşı davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…Davalı tarafından dosyaya sunulan kamera kayıtlarını içerir CD’nin uzman bilirkişi aracılığıyla incelenip çözümü yaptırılarak taraflarca beyan edilen olay esnasında sarf edilen sözlerin içeriği belirlenerek ve tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilerek çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Ankara 1. İş Mahkemesinin 12.10.2018 tarihli ve 2018/290 E., 2018/505 K. sayılı kararı ile; konuşmalarının dinlendiğinden habersiz olarak elde edilen CD kaydının davacının rızası dışında temin edildiğinden delil olarak değerlendirilemeyeceği, adliye bilgisayarlarında söz konusu CD’nin izlenmesinde elektrik süpürge sesinden başka hakaret içeren bir sözün net olarak dinlenemediği, davacının, davalıya karşı içeriği ispatlanamayan sözlerinin kesin olarak tespit edilememekle birlikte patronu dahi olsa, hoş olmayan söz söylemesinde feshin geçerli hâle gelebileceğinin değerlendirilmesi gerektiği, alacaklarının tamamını aldığını da içeren, şahsı ile alakalı özel sebeplerden dolayı işinden istifayı içeren “istifa mektubudur” başlıklı dilekçenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesi gereğince feragat ve ibra niteliği açısından geçersiz kabul edildiği, davacının hakkındaki iş ilişkisinin işverence sona erdirilmeden, kendisinin istifa etmesine itibar edilerek ve söz konusu istifanın da, yakın tarihli olarak Cumhuriyet Başsavcılığına, İş Kur’a şikâyet edilerek ve dava açılarak karşılandığı, hafta tatili ve fazla çalışma ücreti alacaklarının bulunduğu, bu nedenle iş sözleşmesinin haklı nedenle işçi tarafından sona erdirildiğinin kabul edildiği, hukuksuz elde edilen ve itibar edilmemesi gereken CD kaydının içeriğinin kendi rızası dışında daha üstün bir korunmaya değer hak olmadan çözümünün yaptırılarak, ayrıntısının ve içeriğinin tespiti ile iş sözleşmesinin davalı tarafça haklı veya haksız sona erdirildiği hususunda ayrıca araştırmaya gerek görülmediği, istifadaki özel sebepler ifadesinin de diğer haklı fesih sebeplerinin ileri sürülmesine engel görülmediği, bu hususların gerekirse Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmesinin beklenildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshedildiğinin kabul edildiği somut olayda,
1-İş sözleşmesinin davacı işçi tarafından mı yoksa davalı işveren tarafından mı feshedildiği,
2-İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğinin kabul edilmesi durumunda, davacı işçinin davalı işverene karşı sarf ettiği iddia edilen sözlerin içeriğinin belirlenmesi bakımından işyerinde alınan konuşma içeriklerine dair ses kayıtlarının davacının rızası dışında elde edilen hukuka aykırı delil niteliğinde olup olmadığı ile ses ve görüntü kayıtlarının yer aldığı CD’nin uzman bilirkişi tarafından incelenip çözümünün yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, usulüne uygun bir direnme kararı bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

IV. GEREKÇE
14. Öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesinin 1. fıkrasında hükmün kapsayacağı hususlar; 2. fıkrasında ise hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir.
16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Maddi hataların düzeltilmesi” başlıklı 183. maddesine göre; tarafların veya mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hataları, karar verilinceye kadar düzeltilebilir. Taraflardan birinin yazı ve hesap hatasını düzeltmesi sonucunda yargılama uzamışsa yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu durum da dikkate alınır.
17. Bu madde, tarafların dilekçeleri veya dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hatalarıyla ilgili olup hüküm veya karar başlığındaki açık hatalar bu hükme göre değil, HMK’nın 304. maddesindeki hükme göre düzeltilmektedir.
18. Hükmün tashihini düzenleyen HMK’nın 304. maddesinin 1. fıkrasında, “Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir” hükmüne yer verilmiştir.
19. Bu hüküm ile dikkatsizlik ya da özensizlik sonucu oluşan maddi hataların ya da hesap hatalarının düzeltilmesi amaçlanmıştır. Bu tür yanlışlıklar hükmün özünü, esasını değiştiren, tadil eden türden olmayan maddi hatalardır. Örneğin mahkeme karar başlığında taraflardan birinin soyadının ya da adının veya şirketin unvanın eksik veya yanlış yazılması; basit ve hüküm içeriğinden maddi hata yapıldığı anlaşılan hesap hataları gibi. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.12.2021 tarihli ve 2018/(19)11-437 E., 2021/1566 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
20. Tavzih (açıklama) ise kararın (hükmün) açıklanması (Türk Hukuk Lûgatı Türkçe-Türkçe Cilt I, Ankara 2021, s. 1074) olarak tanımlanmakla birlikte, HMK’nın “Hükmün tavzihi” başlıklı 305. maddesinde;
“(1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” şeklinde düzenlemiştir.
21. Bilindiği üzere, hâkim karar verdikten sonra kanun yollarına başvurulup bozulmadığı sürece kendiliğinden kararını değiştiremez. Bu kural, ilk derece mahkemeleri kadar üst derece mahkemeleri için de geçerlidir. Ancak bazı hâllerde hüküm açık olmayabilir, hükmün uygulanması aşamasında tereddütler ortaya çıkabilir ya da birbirine aykırı fıkralar içerebilir. İşte Kanun, açık olmayan, uygulama aşamasında tereddüt yaratan ya da çelişkili olan hükmün açıklanması, tereddüt ve çelişkilerin giderilmesi için “hükümlerin tavzihi” müessesini düzenlemiştir.
22. Kesin hüküm ilkesi, mahkemenin verdiği karara geri dönüp değiştirmesine engeldir. Fakat bir hükmün anlamının açık olmaması ya da çelişkili hüküm sonuçları içermesi nedeniyle hükmün gerçek anlamının saptanmasında güçlük çekildiği takdirde, tarafların hükmü veren mahkemeye başvurarak hükmün açıklığa kavuşturulmasını isteyebilecekleri genellikle kabul edilmektedir. Böylece, mahkeme verdiği hükmün gerçek anlamını ortaya koymaktan başka bir şey yapmayacağından, bundan kesin hükmün zarar görmesi söz konusu olmayacaktır. Genel ilkelerden çıkarılması mümkün olan bu tavzih olanağını HMK açık bir biçimde düzenlemiştir. HMK m. 305/1’e göre, hüküm yeterince açık değilse ya da icrasında kuşku uyandırıyor veya birbirine aykırı hüküm sonuçları içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını ya da duraksama veya aykırılığın giderilmesini isteyebilir (Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usûl Hukuku Dersleri, İstanbul 2020, s.784).
23. Hükmün tavzihi kararı veren mahkemeden talep edilir; bu kapsamda hüküm ilk derece mahkemesince verilmiş ise ilk derece mahkemesinden; bölge adliye mahkemesi ya da Yargıtay tarafından verilmiş ise bu mahkemelerden hükmün tavzihi (açıklanması) talep edilir.
24. Tavzih bir kanun yolu değildir. Zira tavzih hükmün kesinleşmesini önlemediği gibi tavzih talebi bir üst mahkeme tarafından değil bizzat hükmü veren mahkemece incelenir. Öte yandan belirtmek gerekir ki, tavzih talebinde bulunmak için belli bir süre öngörülmemiştir. HMK’nın 305. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere “hükmün icrası tamamlanıncaya kadar” hükmün tavzihini istemek mümkündür.
25. Tavzih kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur; hükmün gerekçesinin açıklanması için tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişme (tenakuz) varsa bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. III, s. 5275).
26. Tavzih talebi haklı ise mahkeme hükmündeki bu kapalılık, açık olmayan hâl, tereddüt ya da çelişkiyi ortadan kaldırır. Ancak, tavzihle hükümde belirtilen haklar ve borçlar sınırlandırılamayacağı gibi genişletilemez ve değiştirilemez (m. 305/2). Bu çerçevede hükmün tavzihine karar veren mahkeme, daha önce unuttuğu bir hususu hükme ekleyemez ya da hükmünü düzeltemez. Özellikle, hüküm verirken unutmuş olduğu vekâlet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dâhil edemez (Kuru, s. 5286). Zira tavzihin amacı, hükümdeki hatanın düzeltilmesi ya da eksik kalan, unutulan talepler hakkında karar verilmesi değildir (Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s. 2005).
27. Hemen belirtmek gerekir ki, tavzih kararı nihâi bir karar olduğundan tavzih kararına karşı kanun yollarına başvurulması mümkündür.
28. Öte yandan, her ne kadar 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 27. maddesi ile HMK’nın 305. maddesinden sonra gelmek üzere “Hükmün tamamlanması” başlıklı ve “Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.” hükmünü içeren 305/A maddesi eklenmiş ise de, maddenin yürürlük tarihi dikkate alındığında hükmün eldeki davada uygulanması olanaklı değildir.
29. Somut olayda, mahkemece direnme kararının davacı-karşı davalı vekiline 06.11.2018 tarihinde tebliğ edilmesinden sonra davacı-karşı davalı vekili 08.11.2018 havale tarihli “tavzih” dilekçesi ile asıl dava yönünden lehlerine vekâlet ücretine hükmedilmediğini belirterek gerekçeli karardaki eksikliğin giderilmesini talep etmiş, mahkemece taraf vekillerinin katıldığı duruşma sonrasında 11.12.2018 tarihli ek karar ile 12.10.2018 tarihli gerekçeli kararın hüküm kısmına “4-Kendilerini vekil ile temsil ettirmekle, hüküm tarihindeki yürürlükteki haklılık miktarlarınca hesaben takdir edilen,
a-)4.420,00 TL vekalet ücretinin davalı karşı davacıdan alınıp, davacı karşı davalıya verilmesine,
b-)2.180,00 TL vekalet ücretinin davacı karşı davalıdan alınıp, davalı karşı davacıya verilmesine
5-Davacı tarafça yapılan tebligat, posta masrafı, tanık ve bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 669,20 TL nin kabul edilen haklılık oranı dikkate alınarak, takdiren hesap edilen 545,00 TL yargılama giderinin davalı karşı davacıdan tahsiliyle, davacı karşı davalı tarafa verilmesine, geriye kalan kısmın kendileri üzerinde bırakılmasına” rakam ve sözcüklerinin eklenmesine karar verilmiştir.
30. Açıklanan maddi ve hukukî olgulara göre, mahkemece tavzih yolu ile hüküm fıkrasına ekleme yapılmış ise de, HMK’nın 305. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılması, genişletilmesi ve değiştirilmesi mümkün olmadığından hüküm fıkrasına tavzih yoluyla belirtilen şekilde ekleme yapılması usule aykırıdır.
31. Bilindiği üzere, mahkeme bozma kararına uyduktan sonra bu karardan dönemeyeceği gibi direnme kararı verdikten sonra da ilk karardan farklı bir karar vermesi mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması zorunludur.
32. O hâlde, gelinen noktada mahkemece direnme kararında asıl dava yönünden vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmemesi suretiyle ilk karar ile direnme kararı arasında farklılık oluştuğu anlaşılmaktadır.
33. Bu durumda mahkemece yapılması gereken HMK’nın 294. ve 297. maddelerine uygun şekilde verilen ilk karar gibi asıl dava yönünden de vekâlet ücreti ve yargılama gideri ile ilgili hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun gerekçeli karar yazmaktır.
34. Hâl böyle olunca usulüne uygun olmayan direnme kararı bozulmalıdır.

V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davalı-karşı davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 27.01.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.