YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2307
KARAR NO : 2011/10370
KARAR TARİHİ : 29.06.2011
… vekili avukat …. ile … vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … 8.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 9.7.2009 gün ve 126-183 sayılı hükmün Dairemizin 21.9.2010 tarih ve 2009/14798-2010/11828 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
K A R A R
Temyiz ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında usulün 440. Maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE ve aynı kanunun 442 maddesi hükmünce 185.00 (Yüzseksenbeş) Lira para cezası ile aşağıda dökümü yazılı 2,70 TL. kalan harcın karar düzeltme isteyene yükletilmesine, 29.6.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı, oğlu olan davalının taşınmaz satın almak amacıyla kendisini vekil olarak atadığını, bedelini de kendisi ödemek suretiyle davalıya vekaleten 25.12.2002 tarihinde bir taşınmaz satın aldığını, davalı oğlunun satış bedelini ödemediğini, girişilen icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline %40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiş, Dairemizce oy çokluğu ile bozulmuş, bu kez davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi dava, davacı vekilin davalı adına yaptığı işlemler nedeniyle hesap verme ve bu arada ödediğini isteme hakkına ilişkin olup, uyuşmazlık zamanaşımı süresinin ne zaman ve hangi tarihte işlemeye başlayacağı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı tartışmasızdır. BK.nun 74.maddesi gereğince, borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile alacak muaccel olur, yine BK.nun 128.maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Ne var ki, vadeye tabi olmayan iade borçlarında (vedia, vekalet gibi) borcun ne zaman doğacağı ihtilaflıdır. Bu konuda gerek yargı, gerekse doktrinde görüş birliği yoktur. Bir görüşe göre gerek vedia da ve gerekse vekalette zamanaşımı tevdi tarihinden başlar. Bir diğer görüşe göre ise, vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlamalıdır. (Turgut Uygur Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu 4.cilt Sh.4157) Turgut Uygur sözü edilen eserinde 30.4.1940 gün, 31/47 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına da atıfta bulunarak ikinci görüşü yani zamanaşımının vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlaması gerektiğini belirtmiştir. Eraslan Özkaya tarafından da, zamanaşımı başlangıç tarihinin vekalet sözleşmesinin son bulma tarihin olduğu hususunda baskın görüş bulunduğu kabul edilmiştir. (Eraslan Özkaya Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması Sh. 543). Diğer taraftan Prof. Dr. Haluk Tandoğan Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri) isimli kitabının II. Cildinin 508. Sayfasında İsviçre Fedaral Mahkemesi kararına da atıfta bulunmak suretiyle vekalet sözleşmelerinde taraflar arasında vekalet ilişkisi devam ettiği sürece vekilin kendisine tevdi edilen kıymetleri saklamak ve idare etmek yükümlülüğü bulunduğundan zamanaşımı süresinin işlemesinden söz edilemeyeceğine vurgu yapmıştır. Yine sayın çoğunluk tarafından, vekilin temsil ettiği paraya tahsil tarihinden itibaren faiz yürütüldüğüne göre, zamanaşımı başlangıcının da işlem tarihi olması gerektiği sonucuna varılmış ise de, vekilin bir yükümlülüğü de derhal hesap verme borcu olup, vekil derhal hesap verme borcu ve sorumluluğu nedeni ile tahsil ettiği tarih itibariyle temerrüt halindedir. Bu nedenledir ki, vekilin üzerinde kalan parasını müvekkiline faizi ile geri verme borcu, para borçlarına sözleşmesiz faiz yürütülmeyeceği kuralının bir istisnasıdır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20.3.1962 tarih ve 1961/7258 E., 2904 K. Sayılı kararı)
Taraflar arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesine dayandığı açıktır. Vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında; vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. BK.nun 392.maddesi hükmü gereğince, vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği herşeyi iade etmeye, iade edinceye kadarda almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet vekilin hesap vermesi ile veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 2011 tarih ve 2011/13-173 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir. Ayrıca bu ilkeler Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11.6.2009 tarih ve 2009/7997/10103 sayılı kararında da aynen benimsenmiştir. Yine, Yargıtay 15. Hukuk dairesinin yerleşik içtihatlarında da (15. H.D. 17.3.1976 tarih E.5464 K.1210, 1.12.1977 tarih, E.1984 K.2162) yüklenicinin sorumluluğunda zamanaşımı başlangıcının eserin teslim alma tarihi olduğu benimsenmiştir.
Gerçekten de, vekalet ilişkisi aynı zamanda aşırı güvene dayalı bir sözleşme ilişkisi olup, müvekkil vekiline güven duymak zorundadır. Vekil edenden ikide bir hesap istenmesi taraflar arasındaki güven ilişkisini zedeler. Kaldıki taraflar baba oğuldur. Aralarında vekaletten de öte güven ilişkisne dayalı sıkı bir bağ mevcuttur. Hem bu ilişki hemde vekaleten özünü oluşturan güven ilişkisi birlikte değerlendirildiğinde davacı vekilin aynı zamanda oğlu olan müvekkili adına bedelini de cebinden ödemek suretiyle 25.12.2002 tarinde satın aldığına ve taraflar arasındaki vekalet ilişkisi icra takip tarihi itibarıyle halen devam ettiğine göre zaman aşımı süresinin dolduğundan söz edilemez. Diğer taraftan zaman aşımı borcu söndüren bir savunma değil, bir ödemezlik def’i dir. Tereddüt olduğu hallerde zamanaşımı kurallarının daima alacaklı lehine yorumlanması gerekir. Hal böyle olunca davalının zamanaşımı savunmasını dikkate almayıp, delileri isabetle değerlendiren ve sonuca giden mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.