Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/2060 E. 2011/3429 K. 17.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2060
KARAR NO : 2011/3429
KARAR TARİHİ : 17.03.2011

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.10.2005 gününde verilen dilekçe ile davacı … vekili davalılar … vd. aleyhine 17.10.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmazsa tazminat istenmesi üzerine davaların birleştirilmesi ile yapılan duruşma sonunda; davacıların tapu iptali ve tescil davası yönünden davanın husumetten reddine, diğer davalı … aleyhine açılan davanın kabulüne dair verilen 10.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalı … mirasçıları vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl ve birleştirilen dava, 12.12.2003 ve 14.09.2004 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise taşınmazın rayiç değerinin tazminat olarak tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalılardan yüklenici, çekişme konusu bağımsız bölümlerin satışlarının asıl ve birleşen davaların davacılarına vaat edildiğini, bedellerinin alındığını, ancak arsa sahibinin tapu vermemesi sebebiyle kendisinin de davacılara tapu devredemediğini belirtmiştir.
Davalı arsa sahibi …, diğer davalı yüklenicinin inşaatı ancak %42 fiziki seviyeye getirdiğini, sözleşmeyi feshettiğini, edimlerini yerine getirmeyen yükleniciden temlik alanların da ifa talep edemeyeceklerini, asıl ve birleşen davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı arsa sahibi aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine, asıl ve birleşen davadaki tapu iptali ve tescil istemlerinin reddine, bilirkişilerin bağımsız bölümün rayiç değeri olarak saptadıkları miktarların davalı …’dan tahsiline, asıl ve birleşen davada dayanılan satış vaadi sözleşmelerinin feshine karar verilmiştir.
Hükmü, asıl ve birleşen davanın davacıları ile arsa sahibi … mirasçıları temyiz etmiştir.
Davalılar arasındaki 18.06.2003 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin davalı arsa sahibi tarafından feshinden sonra yapılan tespitte, inşaatın ancak %42, yargılama aşamasında yapılan keşifte ise %75 fiziki seviyeye getirildiği anlaşılmaktadır.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriği ile özellikle inşaatın getirildiği yukarıda belirtilen fiziki seviyeye göre asıl ve birleşen davanın davacılarının tapu iptali ve tescil istemlerinin reddinde bir yanılgı bulunmamasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen davanın davacılarının diğer temyiz itirazları ile davalı arsa sahibi … mirasçılarının temyiz itirazlarına gelince;
Davada dayanılan 12.12.2003 ve 14.09.2004 tarihli satış vaadi sözleşmeleri ile yüklenici 18.06.2003 tarihli sözleşmelerdeki (edimlerini tümüyle yerine getirseydi) kazanacağı kişisel hakkı hem asıl davacıya, hem birleşen davanın davacısına temlik etmiştir. Kısaca, her iki satış vaadi sözleşmesi de yüklenicinin yaptığı birer temlik işlemidir. Gerçekten, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri yükleniciye kişisel hak sağlar. Yüklenici, kazanacağı kişisel hakkını doğrudan sözleşmenin diğer tarafı arsa sahibine ileri sürebileceği gibi, Borçlar Kanununun 162.maddesinden yararlanarak bu hakkını üçüncü kişilere de temlik edebilir. Ne var ki, yapılan temlik işleminin tarafı olmayan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı arsa sahibi, bu temlike vakıf olduğu zaman Borçlar Kanununun 167.maddesine dayanarak temlik işleminde bulunan yükleniciye karşı ne gibi hakları varsa, onun temlik ettiği kişilere (davacılara) karşı da ileri sürebilir. Dolayısıyla bu gibi davalarda, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin arsa sahibi olan tarafına husumet düşer. Zira, alacağa hak kazanıldığının ispatı, ifanın talep edildiği arsa sahibinden istenecektir.
Yapılan bu saptamalara göre, mahkemece doğru hasım olan arsa sahibi aleyhine açılan davanın esas bakımından reddi gerekirken “husumet noktasından reddine” şeklinde hüküm kurulması doğru değildir.
Ayrıca HUMK’nun 74.maddesi uyarınca hakim, her iki tarafın iddia ve savunmaları ile mukayyette olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. Buna, usul hukukunda “taleple bağlılık” kuralı denir. Gerek asıl davadaki davacının, gerekse birleşen davanın davacısının satış vaadi sözleşmelerin feshine ilişkin bir talep ve davaları olmadan her iki davada dayanılan sözleşmelerin feshine karar verilmesi de açıklanan nedenle doğru olmamıştır.
Karar, belirtilen sebeplerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davanın davacılarının diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 17.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.