Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/10400 E. 2012/10832 K. 24.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10400
KARAR NO : 2012/10832
KARAR TARİHİ : 24.09.2012

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.02.2009 gününde verilen dilekçe ile yola müdahalenin önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 04.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalı kardeşleri ile maliki olduğu 9 ile 10 sayılı parseller arasındaki kadastro yoluna davalı …’ın yine 39 ve 40 sayılı parseller arasındaki yola davalı …’ın müdahalesinin önlenmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalıların yola müdahalesi olmadığı ayrıca 39 ve 40 sayılı parseller arasındaki yolda bulunan kapının davacının bu yerden geçişini engellediğine delalet edemeyeceği nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanununun 715 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddeleri hükümleri gereğince yollar özel mülke konu teşkil etmeyecek yerlerdendir. Yöre halkından olan herkesin yol olarak yararlanma olanağı vardır.
Somut olayda; 3091 sayılı Kanun uyarınca taraflar arasında idarece yapılan tahkikat dosyasında ve mahkemece yapılan keşif sonucu fen bilirkişilerinin düzenlemiş oldukları 29.10.2010 tarihli rapor ve krokide davalı …’ın 39 ve 40 no’lu parseller arasındaki patika yolu 8 metre uzunluğunda, 1,30 metre yüksekliğinde tahta perde yapmak suretiyle kapatmış olduğu ayrıca 9 ve 10 sayılı parseller arasında kadastro paftasında patika yol mevcut olmasına rağmen arazi üzerinde mevcut bulunmadığı belirtilmiştir. Davalıların kadastro paftasında yol olarak bırakılan taşınmaza tecavüz ettiği sabit olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de HMUK’nun 427. maddesinin 2. fıkrası gereğince sadece “miktar veya değeri kırk milyon lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararların” kesin olduğu, taşınmazlara ilişkin nihai kararların değerine bakılmaksızın temyizinin mümkün olduğu hususunun gözetilmemesi yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 24.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.