Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/2539 E. 2011/3766 K. 24.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2539
KARAR NO : 2011/3766
KARAR TARİHİ : 24.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.05.2010 gününde verilen dilekçe ile haciz şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; mahkemenin görevsizliğine dair verilen 05.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacı, 2 parsel sayılı taşınmazın mülkiyetinin kamulaştırma yoluyla kendilerine geçtiğini ileri sürerek, kamulaştırma öncesi paydaş olan Erol Ceylan aleyhine yapılan icra takipleri nedeniyle taşınmazın tapu kaydında yer alan haciz şerhlerinin terkinini talep etmiştir.
Davalı, icra hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu savunmuş, mahkemece hacizlerin … İcra Müdürlüğü tarafından konulduğu, hacizlerin kaldırılması talebinin icra hukuk mahkemelerinde ileri sürülebileceği, davaya bakmakla … İcra Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle dava görev ve yetki yönünden reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, haciz şerhinin terkini isteğine ilişkindir.
Haciz, kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini teminen borçluya ait ve haczi kabil bulunan mallara bir bakıma takibi yapan icra müdürlüğünün el koyması işlemidir. İİK’nun 91. maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulur ve tasarruf yetkisi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi anlamında kısıtlanmış olur. Bu tür kişisel haklar tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hakimiyet hakkı kurmasını sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar manada kısıtlanması sonucunu doğurduğundan taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale gelir.
Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi uyarınca haciz şerhi tapuya yazıldıktan sonra borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi veya sona ermesi halinde haczi koyan makamın yazısı ile ya da şerh lehtarının talebi ile terkin edilebilir. Haciz şerhinin usulsüz kaydı hallerinde ilgilisinin terkine olur vermemesi durumunda taşınmaz maliki, şerhin terkinini dava edebilir.
Somut olayda da; davacı taşınmaz mülkiyetinin kendilerine geçmesi nedeniyle önceki malikin borçlarından dolayı konulan hacizlerin yasal dayanağının kalmadığı, kamulaştırma bedelinin ödendiği de iddiasıyla terkin istemektedir. Mahkeme icra hukuk mahkemelerinin görevli ve yetkili olduğunu kabul etmiştir.
Bilindiği gibi, İcra İflas Kanununun 4. maddesi uyarınca icra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikayetlerle itirazların inceleme yeri icra mahkemeleridir. Davacı icra memurunun muamelesini şikayet etmediği gibi haczin dayanağı takiplerle ilgili bir itirazda yoktur. İstem haciz şerhlerinin dayanağının kalmadığı iddiasına dayanmaktadır. Bu durumda genel mahkemeler görevli olduğu gibi taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi de davaya bakmakla yetkilidir. Eldeki dava da görevli ve yetkili mahkemede açıldığına göre mahkemece işin esasına girilerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 24.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.