YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14822
KARAR NO : 2011/3651
KARAR TARİHİ : 22.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 05.04.2001 gününde verilen dilekçe ile sözleşmenin iptali, birleştirilen davada davacı … tarafından verilen 06.04.2001 tarihli dilekçe ile de taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne …’un aktif dava ehliyeti bulunmadığından reddine dair verilen 07.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar/davalılar … vd. vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 22.03.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar/davalılar vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, hile ve sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmemesi nedenine dayalı 29.01.2001 tarihli “düzenleme şeklinde miras hissesi satış sözleşmesi”nin iptali istemine ilişkindir.
Davalı, sözleşmenin biçimine uygun şekilde yapıldığını, davacıların yaptıkları sözleşmenin sonuçlarını bilebilecek kişiler olduğunu, kaldı ki sözleşmede dönmeyi engelleyici hüküm bulunduğunu, davanın reddini savunmuş, birleştirilen davasında ise 29.01.2001 tarihli miras hissesi satış sözleşmesine dayanarak 663 ada 3, 663 ada 4 sayılı parsellerdeki …’e ait hisselerin yarı payının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Mahkemece asıl dava reddedilmiş, birleştirilen dava kabul edilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacıları temyiz etmişlerdir.
Asıl davada, hile ve sözleşme hükümlerine aykırılık nedenlerine dayanılarak 29.01.2001 tarihli miras payının devri sözleşmesinin iptali talep edilmiştir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse hile, bir kimseyi belirli bir hususu yapmaya sevk etmek, o yönde bir irade açıklamasında bulunmasını sağlamak kastı ile o kimsede yanlış bir kanı uyandırmak ya da esasen var olan yanlış (hatalı) fikrinin devamını sağlamaktır. Hatada, dıştan bir etki olmaksızın kişi kendisi irade sakatlığına düşmüştür. Bu sakatlığın sebebi, kişinin kendi hatasıdır. Hilede de, kişinin iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk doğmuştur. Ancak bu uyumsuzluğun sebebi kişinin kendi yanılgısı değil, yanıltılmasıdır. Aslında hileye maruz kalanın iç iradesiyle beyanı arasında bir uyumsuzluk yoktur. Fakat, iç iradenin o şekilde oluşmasında hile etkin olmuştur. Bundan dolayı hilede, irade ile beyan arasındaki uyumsuzluk sözleşme iradesinin oluşması aşamasında gerçekleşir. Hilenin sözleşmeyi sakatlayabilmesi için öncelikle bir aldatmanın bulunması gerekir. Aldatma kural olarak, sözleşmenin karşı tarafından yapılır ve bu aldatma sayesinde hileye uğrayan tarafın gerçek iradesi bertaraf edilerek kötü bir amaca ulaşmak için sözleşme yapılması sağlanır. Hileden bahsedebilmek için diğer bir koşul da, hileye başvuranın eylem ve sözlerinde karşı yanı aldatma kastının bulunmasıdır. Bunun dışında, yapılan hukuki işlemin hile sonunda meydana gelmiş olması yani işlev ile hile arasında illiyet bağının olması gerekir.
Hile hukuki nedenine ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacılar, davalı ve birleşen dosyanın davacısının kendisini 663 ada 3 ve 4 sayılı parsellerde paydaş olan …’in kendileri gibi mirasçısı olarak tanıttığını, …’in başkaca taşınmazlarda da payı bulunduğunu söylediğini, dava konusu parsellerdeki miras hisselerinin kendisine 4.800,00 TL’ye devretmelerine karşılık başkaca paylarla ilgili intikal işlemlerini yaptıracağını, gerekirse de bunlarla ilgili dava açacağını belirttiğini, bu şekilde aldatma sonucu dava konusu işlemi davalı ve birleşen dosyanın davacısının hilesi sonucu yaptıklarını, kısa sürede taşınmazlardaki hisse değerinin sözleşmede kararlaştırılanın çok üstünde olduğunu tespit ettiklerini ve davalının vekaletten de azledildiğini ileri sürmüşlerdir. Tanıklar da bu iddiayı doğrulamışlardır.
Diğer taraftan, sözleşmenin yapıldığı tarihte dava konusu taşınmazların değeri bilirkişi tarafından 4.800,00 TL değil, 351.457,00 TL olarak saptanmıştır. Şu halde davacıların sözleşme yapma iradesi, davalı ve birleşen dosyanın davacısının aldatması sayesinde ve aldatma kastı sonucu fesada uğramıştır. Hilenin bütün unsurları gerçekleştiğinden, davacıların 29.01.2001 tarihli sözleşmeyle bağlı olmaları düşünülemez.
Kaldı ki, 29.01.2001 tarihli sözleşmenin 2.maddesi ile davalı ve birleşen dosyanın davacısı, davacıların miras bırakanı …’in tüm varlığını tespit etmeyi, davacıların tüm miras hisselerini bulmayı ve çıkarmayı, davacılara intikal ve devirlerini yapmayı, vergilerini ödemeyi, bununla ilgili takip işlemlerine girişmeyi, gerekirse dava açmayı ve sonuçlandırmayı da taahhüt etmiştir. Dosya kapsamından, davacılar mirasbırakanının dava konusu parseller dışında 6317 ve 6318 sayılı parsellerde de paydaş olduğunun anlaşılmasına ve bu konuda kendisine 29.01.2001 tarihli vekaletname verilmesine rağmen, davalı ve birleşen dosyanın davacısı bunlarla ilgili intikal işlemlerini de yaptırmamış, vekaletten 12.03.2001 tarihinde azledilmiştir. Borçlar Kanununun 81.maddesi gereğince sözleşmedeki kendi edimini yerine getirmeyen taraf, karşı taraftan borcun ifasını isteyemeyeceğinden, birleşen davanın bu nedenle de reddi gerekir.
Mahkemece, yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak, asıl davadaki istemin kabulü, karşı davanın ise reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı-birleşen dosyanın davacısından alınarak davacılar-birleşen dosyanın davalılarına verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 22.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.