YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/11104
KARAR NO : 2016/13760
KARAR TARİHİ : 28.12.2016
Mahkemesi :Asliye Ceza Mapkemesi
Suçlar : Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme ve özel hayatın gizliliğini ihlal
Hükümler : 1- Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçundan dolayı CMK’nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK’nın 244/2, 53/1-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı CMK’nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK’nın 134/1, 53/1-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, 03.02.2009 tarihinde işlediği sabit görülen sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçundan dolayı TCK’nın 244/2, 53/1-3, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı TCK’nın 134/1, 53/1-3. maddeleri gereğince ayrı ayrı 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.11.2010 tarihli, 2009/1364 esas, 2010/790 sayılı kararının itiraz edilmeden 21.12.2010 tarihinde kesinleşmesinin ve kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresinin başlamasının ardından, Sakarya 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.06.2013 tarihli, 2013/69 esas, 2013/575 sayılı kararı ile 17.12.2012 tarihinde işlediği sabit görülen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan dolayı TCK’nın 123/1, 62/1, 50/1-a, 52/4. maddeleri gereğince 1.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükmü 05.07.2013 tarihinde kesinleşen sanık hakkında, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle ihbarda bulunulmasını müteakip, duruşma açılarak, sanığın savunması alınıp, 09.11.2010 tarihli hükümlerin CMK’nın 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına ilişkin Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.04.2014 tarihli, 2009/1364 esas, 2010/790 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi.
A) Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde;
Sanığın oluşa uygun sübut bulan mağdura ait elektronik posta adresinin şifresini değiştirip, mağdurun bilişim sistemindeki hesabına erişimini engellemesi eyleminin TCK’nın 244/2. maddesinde tanımlanan sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunu oluşturduğuna dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Temel ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle aynı Kanun’un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, temel cezanın asgari hadden tayin edilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından, bozma nedeni olarak kabul edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, 3. fıkraya aykırılık oluşturacak şekilde, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğuna, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar”, diğer kişiler yönünden ise, “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı uyarınca TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının 2 numaralı bölümünün 53. maddenin uygulanmasına ilişkin 2. paragrafının hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerine, “Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (d), (e) bentlerindeki hakları kullanmaktan aynı Kanun’un 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hakları kullanmak yönünden ise, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı Kanun’un 53/3. maddesi gereğince koşullu salıverilme tarihine kadar, diğer kişiler bakımından TCK’nın 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendindeki hak yoksunlukları açısından ise Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesine,” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, eleştirilen husus dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B) Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK’nın 134. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun, aynı Kanun’un 139/1. maddesi uyarınca soruşturulmasının ve kovuşturulmasının şikayete tabi olduğu, mağdurun, 18.02.2010 tarihli duruşmada sanığa yönelik şikayetinden vazgeçtiğini beyan ettiği, mağdurun şikayetinden vazgeçtiğine dair ibarelerin yazılı olduğu gerekçeli kararı tebellüğ eden ve vazgeçmeden haberdar olan sanığın açıkça vazgeçmeye karşı koymadığı, dosya kapsamı itibariyle CMK’nın 223/9. maddesi kapsamında derhal beraat kararı verilmesini gerektiren haller de bulunmadığı dikkate alındığında, kovuşturmada şikayet koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle sanık hakkındaki davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; sanık hakkındaki davanın TCK’nın 134, 139/1, 73/4, 73/6 ve CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞMESİNE, 28.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.