YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14821
KARAR NO : 2011/3624
KARAR TARİHİ : 22.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.07.1998 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tescil isteminin reddine, tazminat isteğinin kabulüne dair verilen 14.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 22.03.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı … ile karşı taraftan davalı … vekili Av…. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise taşınmazın rayiç değerinin tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalı, davada dayanılan 12.10.1989 tarihli sözleşmenin teminat amaçlı olarak düzenlendiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın ifraz olanağı bulunmadığından bahisle tapu iptali ve tescil istemi reddedilmiş, ikinci kademedeki istek olan 2.415,43 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, HUMK’nun 74., 75. ve 76.maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakalar ve netice-i talepleri ile bağlı oldukları, dayandıkları yasa hükümleriyle ve onların tavsifleriyle bağlı olmadıkları görülür. Bu kuraldan hareket edilirse, taraflar arasındaki imza ve içeriğinde çekişme yaratılmayan 12.10.1989 tarihli sözleşme, bir inanç sözleşmesidir. Davada da bu sözleşmeye dayanıldığından, uyuşmazlık inançlı işlemden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasıdır.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç sözleşmesi ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Dava, yukarıda belirtilen içtihadı birleştirme kararı gereğince yazılı delille kanıtlanmıştır. Diğer taraftan, sözleşmede bahsedilen 1884 sayılı parselin imar uygulaması sonucu 2978 ada 3 sayılı parsel olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar sözleşmede imar durumuna göre ifrazdan söz edilmişse de, çoğun içinde azın da bulunduğu kuralı uyarınca taşınmazın yarı payının “paylı mülkiyet” olarak davacı adına tescili mümkündür.
Mahkemece yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak, tapu iptali tescil isteminin yazılı bazı gerekçelerle reddedilmiş olması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 22.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.