YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1721
KARAR NO : 2011/3126
KARAR TARİHİ : 11.03.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.06.2007 gününde verilen dilekçe ile mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi, birleştirilen davada da … tarafından özel yola elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi isteminin kabulü ile birleşen davanın reddine dair verilen 23.09.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı (davacı) … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapuda paylı olarak kayıtlı taşınmaza yol olarak kullanmak suretiyle oluşan müdahalenin men-i istemiyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuş, birleşen davasında taşınmazın paylaşma suretiyle yol olarak bırakılan bölümü üzerinde davacının çıkardığı muarazanın giderilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl dava kabul edilmiş, birleşen dava da reddedilmiştir.
Hükmü, davalı-birleşen davanın davacısı temyiz etmiştir.
Dava, tapuda 89 sayılı parsel olarak kayıtlı taşınmazın çapı içerisinde kalan ve bilirkişinin krokisinde turuncu renkle gösterdiği yol bölümüne ilişkindir. Dosyada yer alan tapu kayıt örneğinden, 89 sayılı parselin paylı mülkiyet rejimine tabi olarak birden çok kişi adına kayıtlı olduğu, davacı ve davalının bir kısım kayıt maliklerinin mirasçısı bulunduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi krokisinde (C) harfi ile gösterilen taşınmazın kuzeyinde kalan bölümünün davacı tarafından kullanılmakta olduğu, (B) harfi ile gösterilen yerin ise davalının zilyetliğinde bulunduğu işaretlenmiştir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, özellikle çekişme konusu yol bölümünün bu kullanma taksiminde gerçekten yol olarak bırakılıp bırakılmadığının veya davacıya bırakılan bir bölüm olup olmadığının kesin biçimde saptanması gerekir.
Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu dava konusu taşınmazın bütün paydaşlarının katılması suretiyle kullanma taksimine tabi tutulduğu ve bilirkişilerin rapor ve krokilerinde belirledikleri alanın davacıya veya onun murislerine bırakıldığı saptanırsa, davalının taksimen davacıya bırakılan taşınmaza elatması haksız olacağından elatmanın önlenmesi kararı verilmeli, aksi halde yani yol olarak kullanılmak üzere bırakıldığı anlaşılırsa birleşen dava kabul edilmelidir.
Mahkemece yapılması gereken iş, tanıkları yeniden taşınmaz başında dinlemek, yukarıda vurgulandığı biçimde taşınmazın bütün paydaşları arasında taksim edilip edilmediği, taksim edilmişse çekişmeli bölümün kimin zilyetliğine bırakıldığı, gerekirse tanıklar da yüzleştirilerek sorulup saptanmalı, dava bunun sonucuna uygun bir hükme bağlanmalıdır.
Açıklanan hususlar üzerinde durulmaksızın, davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.