YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2102
KARAR NO : 2011/4021
KARAR TARİHİ : 29.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.06.2009 gününde verilen dilekçe ile mera komisyon kararının iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 09.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Mera Tahsis Komisyonu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı, taşınmazın mera niteliği ile mera kaynakları arasına alınmasında kendilerinin etki ve katkısı olmadığını, yararlanma hakkı Yeniköy tüzel kişiliğine ait olsa da kendilerine husumet düşmeyeceğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dava konusu 35344 metrekare yüzölçümündeki 434 sayılı parsel 25.1.2007 tarihinde hükmen tarla niteliğinde davacı Hazine adına tescil edilmiştir. 2009 yılındaki mera komisyon çalışmaları sırasında da mera kaynakları arasına alındığı ve yararlanmasının davalı …’ye bağlı Yeniköy tüzel kişiliğine bırakıldığı anlaşılmaktadır.
4342 sayıl Mera Kanununun 9. maddesine 4916 sayılı yasanın 27. maddesi ile eklenen 7. fıkra ile; “Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bulunan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetindeki arazilerin mera, yaylak veya kışlak olarak tespit ve tahdit çalışmalarından önce Maliye Bakanlığından izin alınır” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere, bu nitelikteki bir yerin 4342 sayılı Mera Kanununun 5.maddesinden yararlanılarak mera kaynakları arasına alınması anılan yasa hükmü uyarınca tespit ve tahdit çalışmalarından önce Maliye Bakanlığından izin alınmasına bağlıdır.
Somut uyuşmazlıkta, değinilen biçimde işlem yapılmadığından dava konusu yerin mera kaynakları arasına alınması olanaklı değildir.
Mahkemece yapılan bu saptama doğrultusunda, davanın kabulü yerine taşınmazın niteliği keşfen incelenerek mera olmadığından bahisle kabulü doğru değildir. Ne var ki, hüküm sonuçta davanın kabulüne ilişkin bulunduğundan ve temyiz edenin sıfatına göre gerekçenin takdirindeki yanılgı bozma nedeni yapılmamış, düşülen hataya değinilmekle yetinilmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 417. maddesi uyarınca aynı yasanın 423. maddesinde sıralanan yargılama giderlerinin kanunda ayrık tutulan haller dışında aleyhine hüküm verilen taraftan tahsiline karar verilmesi gerekir. Yasanın 94. maddesi gereğince de bir davada aleyhine hüküm kurulan tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması için hal ve vaziyeti ile dava ikamesine sebebiyet vermemiş olması ve ilk muhakeme celsesinde davacının iddiasını kabul etmiş olması gerekir. Bu iki koşulun aynı anda gerçekleşmemesi halinde yasanın 417. maddesinin uygulanması zorunludur. Somut olayda davalı, ilk yargılama oturumunda davayı kabul etmemiş, aksine davanın reddini savunmuştur. O halde davalının yargılama giderleri, bu arada avukatlık ücreti ile sorumlu tutulması gerekirken bazı gerekçelerle bundan muaf kılınması doğru değildir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.