YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/21051
KARAR NO : 2012/6405
KARAR TARİHİ : 15.03.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava dışı asıl borçlu …un davalı bankaya kredi kartı borcu nedeniyle asıl borçlu ve kefil sıfatıyla kendisi aleyhine davalı banka tarafından icra takibi yapıldığını, ne var ki takibe dayanak yapılan kredi kartı sözleşmesinde imzasının bulunmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı banka, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Davacı, dava dışı asıl borçlunun davalı bankaya kredi kartı borcu nedeniyle asıl borçlu ve kefil sıfatıyla kendisi aleyhine davalı banka tarafından icra takibi yapıldığını, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, davacı tarafça sözleşmedeki imzaya itiraz edilmediği gerekçesiyle bu hususta inceleme yapılmadığı belirtilmişse de, davacı tarafça sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığı beyanı imzaya itiraz kapsamında değerlendirilmelidir. Öyle olunca Mahkemece, öncelikle bu hususta inceleme yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gereklidir.
Kaldı ki, sözleşmedeki imzanın davacıya ait olması durumunda bile; 4077 sayılı yasanın 10/3 maddesi gereğince uygulama yapılmalıdır.
4822 sayılı kanun ile değişik 4077 sayılı kanunun 10. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren
2011/21051-2012/6405
asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.” hükmünü getirmiştir. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup adi yada müteselsil kefil ayrımı yapılmamıştır ve re’sen gözetilir. Bu hükümle yasa koyucu alacaklının asıl borçluya başvurmadan kefile başvuramayacağını amaçlamıştır. Alacaklı, asıl borçluya başvurup alacağını tahsil edemediği takdirde kefile başvurup alacağının tahsilini isteyebilecektir.
Somut olayda da, 29.12.2003 tarihli sözleşmede davacı, kefil durumundadır. Davalı banka, asıl borçlu ile davacı-kefil hakkında birlikte icra takibi yapmıştır. Davalı bankanın, davacı-kefilden henüz alacağını talep etme hakkı doğmamıştır. Bu nedenle de davanın kabulü gerekirdi.
Mahkemece, açıklanan bu hususlar üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, davalı bankanın temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2.bentte açıklanan nedenlerle davalı bankanın temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 148.00 TL. temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine ve yine peşin alınan 148.00 TL temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 15.3.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.