Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/688 E. 2011/8063 K. 25.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/688
KARAR NO : 2011/8063
KARAR TARİHİ : 25.05.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R
Davacı, davalılardan …’ in bir müddet şirket müdürü olarak kendilerinde çalıştıktan sonra bazı problemler nedeniyle işten ayrıldığını, davalı …’ in, görevli olduğu sırada ele geçirdiği senedi daha sonradan geçmiş tarihli olarak kendisi ile birlikte şirketlerini de borçlu göstererek 20.000.00. Euro bedelli sahte bono düzenleyerek alacaklı gösterdiği davalı …’ a verdiğini ve davalı … tarafından da bu sahte senede istinaden aleyhlerine icra takibinde bulunulduğunu, bu davalı ile aralarında herhangi bir borç alış verişi olmadığını, bu hususta davalılar aleyhine cezai soruşturma başlatıldığının belirterek aleyhlerinde yapılan icra takibine dayanak yapılan senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, “… 1. Ağır Ceza mahkemesi’ nin kesinleşen 11.05.2010 tarih ve 2009/59 Esas 2010/83 Karar sayılı kararına göre davalılar tarafından oluşturulan sahte bonoya dayalı olarak davacı aleyhine icra takibi yapılması nedeniyle davacının icra takibi nedeniyle borçlu olmadığı ve her ne kadar davacı tarafından %40 tazminat talep edelmiş ise de kısa kararda bu hususun sehven geçilmediği, gerekçeli karar ile kısa kararın birbiri ile çelişkili olmaması gerektiği kuralı gereğince bu aşamada bir hüküm kurulamayacağı” gerekçesi ile davanın kabulü ile … 3. İcra müdürlüğü’ nün 2008/2301 Esas sayılı takip dosyasındaki takibe dayanak bonodan dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum 2011/688-8063
içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388. ve 389. maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388. maddesinin son fıkrası ile “Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek gerekçe ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması, HUMK.’ nun 388/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 25.5.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.