Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/50 E. 2011/4407 K. 05.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/50
KARAR NO : 2011/4407
KARAR TARİHİ : 05.04.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.04.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; tescil isteğinin reddine ilişkin hüküm kesinleştiğinden hüküm kurulmasına yer olmadığına, tazminat isteğinin kabulüne dair verilen 25.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.04.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av…. ile karşı taraftan davacı vekili Av…. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, davacıya tahsis edilen 717 sayılı parselin tahsis işleminin davalı tarafından iptali ile tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise ödenen tahsis bedelin, yatırım harcamalarının ve taşınmaz üzerine inşa edilen bina bedelinin Amerikan Doları olarak tahsili taleplerine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil isteminin reddine, bedele yönelik istemin de her zaman dava konusu yapılabileceğinden bahisle reddine karar verilmiş, hükmü davacı ve davalı temyiz etmiştir.
Karar Dairemizin 27.06.2006 tarihli ilamıyla ve ilamda yazılan nedenlerle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu; davacının tapu iptali tescil talebine ilişkin hüküm kesinleşmiş olduğundan bu konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına, ikinci kademedeki istek kabul edilerek 500.000,00 Amerikan Dolarının dava tarihi itibariyle 722.044,94 Amerikan Dolarının ise 10.08.2010 tarihinden itibaren devlet bankalarının bir yıl vadeli mevduata (Dolara) uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte ödeme
tarihindeki Türk Lirası karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Taraflar arasında 19.02.1990 asıl ve 27.06.1997 tarihli ek sözleşmeler yapılmıştır. İlk sözleşmede kararlaştırılan arsa satış bedeli 4.461,20.-TL, 27.06.1997 tarihli ek sözleşme ile de toplam arsa bedeli 172.961,20.-TL olarak belirlenmiştir. Taraflar arasında alacak-borç ilişkilerinin yabancı para üzerinden sürdürüldüğüne dair bir uygulama da yoktur. Dolayısıyla, Borçlar Kanununun 83.maddesi uyarınca mevzuu para olan borcun borçlu tarafından memleket parasıyla ödenmesi gerekir. Mahkemenin sözleşme hükümlerini ve Borçlar Kanununun 83.maddesindeki borcun tediyesine ilişkin açık hükmünü gözardı ederek davadaki ikinci kademedeki talep olan verilenlerin iadesi ve sebepsiz zenginleşmeye dayanarak yapı bedeli olarak bulduğu miktarların yabancı para üzerinden tahsiline karar vermesi doğru olmamıştır.
Taraflar arasındaki çekişmenin esasına gelince;
Davalıya 19.02.1990 ve 27.06.1997 tarihli sözleşmelerle yapılan tahsis iptal edilmiştir. Dolayısıyla davacı, iptal edilen tahsise karşılık davalıya yaptığı ödemelerin iadesini ve onun malvarlığında artı değer olarak meydana gelen zenginleşmenin parasal karşılığını haksız iktisap kurallarına göre talep edebilir. Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkisinde, haklı bir sebep olmaksızın başkası aleyhine zenginleşen kişinin malvarlığında meydana gelen artışın (zenginleşmenin) aynen veya değeri üzerinden (nakden) iadesi, geri verilmesi söz konusudur.
Somut uyuşmazlıkta, tarafların üzerinde ihtilaf çıkarmadığı, davalının davacıya yaptığı ödemelerin tutarı bilirkişinin 21.04.2010 tarihli raporunda 119.041,20 TL olarak, davacı tarafından 717 sayılı parsel üzerine yapılan binanın değeri de 81.375,00 TL olarak saptanmış, ancak davalı bina değerini 101.250,00 TL olarak kabul etmiştir. Sözleşme hükümleri gereğince, davacının yaptığı ödemelerden %20 oranında cezai şart olarak kesilmesi gereken miktar ise 34.592,00 TL’dir.
Yine dosya içinde bulunan bilgi ve belgelerden, davalının davanın açıldığı 05.04.2002 tarihinden önce davalının ceza kesintisi dışında kalan davacı alacağını ödemek üzere 06.11.2000 tarihinde davacıya ihtarname gönderdiği, mahkemenin tevdi kararı üzerine de bu miktarı 14.06.2001 tarihinde tayin edilen tevdi makamına depo ettiği, bina bedeli olarak kabul ettiği 101.250,00 TL’yi de 08.02.2001 tarihli ihtardan sonra 24.12.2001 tarihinde tevdi mahalli olarak tayin edilen bankaya yatırdığı anlaşılmaktadır.
Borcun, alacaklının temerrüdü sebebiyle ifasının mümkün olmaması koşulları Borçlar Kanununun 90.maddesinde açıklanmıştır. Buna göre alacaklı, edim usulü gereği kendisine sunulduğu halde, haklı bir sebep olmaksızın onu reddederse veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından önceden yapılması gerekli işlemleri yapmaktan kaçınırsa, mütemerrit olur. Borçlar Kanununun 91.maddesinin 1.fıkrasına göre de “alacaklı mütemerrit olduğu takdirde borçlu hasar ve masrafları alacaklıya ait olmak üzere vereceği şeyi tevdi ederek borcundan beraat edebilir.” Tevdi mahalline yapılacak ödemenin hukuki niteliği alacaklı lehine yapılmış bir “vedia” oluşudur (BK.m.463).
Buraya kadar yazılanlardan anlaşılacağı üzere borç, alacaklının temerrüdü sebebiyle dava tarihinden önce tevdi mahalline depo edilmek suretiyle ödendiğinden, davacının Türk parasına göre bir alacağı yoktur.
Yapılan bu saptamaya göre davanın reddi gerekirken, Borçlar Kanununun 83.maddesindeki açık hüküm de bir yana bırakılarak yabancı para değeri üzerinden alacak varmış gibi istem yazılı olduğu şekilde hükme bağlandığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 05.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.