YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2380
KARAR NO : 2011/3193
KARAR TARİHİ : 14.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.12.2004 gününde verilen dilekçe ile üst hakkı kurulması, üst hakkı kurulmadığı takdirde yararlanamadığı üst hakkı bedelinin tespiti ile davalı idareden tahsili suretiyle muarazanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalılar vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, davalı … vekilinin duruşma isteminin masraf yokluğu nedeni ile reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 03.06.1992 tarihli “işbirliği protokolü” başlıklı sözleşmeye dayalı üst hakkı tesisi, ikinci kademedeki istek ise üst hakkı bedelinin tespiti ile bunun davalıdan (tazminat olarak) tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalı DSİ Genel Müdürlüğü, sonradan yapılan sözleşme ile ilk protokolün geçersiz hale geldiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyulmuş, üst hakkı tesisi ancak tapu sicil müdürlüğü önünde yapılacak resmi senetle kurulabileceğinden bu istemin reddine, 739.133,00 TL bina maliyet bedeli ve 3.016.533,40 Tl kira mahrumiyeti zararı olmak üzere toplam 3.755.666,40 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı, davalı DSİ Genel Müdürlüğü ve ihbar olunan … temyiz etmiştir.
Gerçekten, Dairemizin hükmüne uyulan 20.11.2007 tarihli bozma kararında vurgulandığı üzere; Türk Medeni Kanununun 827.maddesinde üst hakkı tesisi için sözü edilen “resmi senet”ten maksat, resmi bir memur tarafından hazırlanarak tarafların huzurunda imzalanan ve resmi memurca mühür ve imza ile onaylanan sözleşmedir. Tapu Kanununun 26.maddesi de resmi senet düzenlemek suretiyle yapılacak işlemler arasında “üst hakkı irtifakı”nı da saymıştır. Davada dayanılan 03.06.1992 tarihli sözleşme, sözü edilen koşulları taşımadığından geçerli değildir. Esasen, davadan sonra taşınmazın mülkiyeti de davanın ihbar edildiği … Büyükşehir Belediye Başkanlığına geçmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine ile yukarıda yazılı gerekçelere göre davacının bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davalı ve ihbar edilenin temyiz itirazlarına gelince;
Davada yararlanılmayan üst hakkı bedelinin tespiti ve bu bedelin davalı idareden tazminat olarak tahsili de istenmiştir. Mahkemece hüküm altına alınan toplam 3.755.666,40 TL 272 sayılı parsel üzerindeki yapıların değeri ve bunun yararlanılmayan süreye karşılık kira kaybı zararıdır. 272 sayılı parsel üzerindeki yapıların davacı tarafından yapıldığı tartışmasızdır. Geçersiz olan sözleşme sebebiyle bu yapılar davalı uhdesinde kalmış, başka bir deyişle davalı idare yapılar sebebiyle sebepsiz zenginleşmiştir. Davacı, davalının malvarlığında kalarak sebepsiz zenginleştiği tutarın iadesini isteyebilir ise de, kira kaybı adı altında bir istemde bulunamaz. Aksinin kabulü halinde, üst hakkı kurulmasına ilişkin istek reddolunduğu halde, onun parasal tutarının davacıya ödenmesi örtülü biçimde üst hakkı tesisi anlamına gelir.
Yukarıda bahis olunduğu üzere, sözleşme geçersiz olunca o sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi (İfası-icrası) istenemeyeceğinden, taraflar ancak birbirlerine verdiklerini BK’nun 61.maddesi hükmüne dayanarak haksız iktisap kurallarına göre geri talep edebilir. Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç, kanundan doğan borçlar arasındadır.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkisinde haklı bir sebep olmaksızın başkası aleyhine zenginleşen kişinin malvarlığında meydana gelen artışın (zenginleşmenin) aynen veya değer üzerinden (nakten) iadesi, geri verilmesi söz konusudur.
Zenginleşme, malvarlığında meydana gelen artıştır. Malvarlığındaki iktisaptan önceki durum ile iktisaptan sonraki durumda aktif lehine bir artma varsa malvarlığı zenginleşmiş demektir. Nedensiz zenginleşme BK’nun 61/I.maddesinde “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisap eden kimse onu iadeye mecburdur” hükmüyle ifadesini bulmuştur.
O halde davacının sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak isteyebileceği, 272 sayılı parseldeki yapının dava tarihindeki malzeme değerinden ibarettir. Zira, davalı bu malzeme değeri kadar zenginleşmiştir. İadesi gereken de, meydana gelen zenginleşmenin nakden bedelidir. Bu bedel, 272 sayılı parseldeki yapının rayiç değeri de değildir.
Bütün bu anlatılanlardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, yerinde keşif yapılarak 272 sayılı parseldeki yapının dava tarihindeki malzeme bedelini bilirkişilere hesaplatmak, onlardan ayrıntılı ve gerekçeli rapor almak, sadece bu bedelin tahsiline karar vermekte ibarettir.
Değinilen bu yönler nazara alınmaksızın, orta yerde geçerli bir sözleşme varmış gibi davacının müspet zararlarının hesaplanarak hüküm altına alınması doğru olmamıştır.
Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davacının bütün temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2.bent uyarınca davalı ve ihbar olunan yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.