YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2444
KARAR NO : 2011/3722
KARAR TARİHİ : 23.03.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.06.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 03.08.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 857 parsel sayılı taşınmazda davalı tarafından yapılan binanın 858 parsel sayılı taşınmaza taşkın kısmının yıkımı suretiyle elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava konusu yıkımı istenilen taşkın binanın bulunuduğu 858 parsel sayılı taşınmaz dosyada bulunan tapu kaydına göre … adına kayıtlı olup bu kişiye ait nüfus kaydı incelendiğinde 05.04.1989 tarihinde vefat ettiği ve davacı dışında başka mirasçılarının da bulunduğu görülmektedir.
Elbirliği mülkiyeti rejimine tabi olan bu taşınmazda kayıt maliki … mirasçıları arasında ortaklık bağı vardır. Bu kişiler mirasçı sıfatı ile bir mala veya hakka birlikte malik olmak durumundadır. Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil ortaktır. Türk Medeni Kanununun 701-703 maddeleri uyarınca bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan her birinin eşya üzerinde doğrudan bir hakkı da yoktur. Bu anlatımın doğal sonucu olarak da mülkiyet bütünüyle ortakların tümüne aittir. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunumuzda her bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki açtığı bu davaya devam edilebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsendiğinden ve dava ehliyetinin varlığı mahkemece re’sen araştırılması gereken hususlar arasında bulunduğundan davaya katılmayan ortakların olurları alınmaksızın veya Türk Medeni Kanununun 640.maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceği gözardı edilerek çekişmenin esasının incelenip davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bunun yanında; yasal ayrıcalıklar dışında Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddeleri uyarınca arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşulu ile yapılan şeyleri de kapsar. Bir başka anlatımla mütemmim cüz (ayrılmaz parça) olan yapı ile zeminin ayrı düşünülmesi olanaksızdır. Yıkım talebini de içeren böyle bir davanın sadece yapıyı yapan ve kullanan üçüncü kişiye yöneltilerek görülme olanağı da yoktur.
Somut uyuşmazlıkta,bir kısımının yıkılması istenen binanın bulunduğu taşınmaz tapu kaydında dava dışı … adına kayıtlıdır. Davada elatmanın önlenmesi ile birlikte yıkım isteminde de bulunulduğundan kurulacak hüküm 857 sayılı parsel malikinin hukukunu doğrudan etkileyecektir. Malikin usulen davada taraf sıfatı almadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.