Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/2562 E. 2011/3675 K. 23.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2562
KARAR NO : 2011/3675
KARAR TARİHİ : 23.03.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 02.06.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 05.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin
göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı, davalının 7 parsel sayılı taşınmazı ile davalıya ait 6 parsel sayılı taşınmaz arasındaki mevcut duvarı yükselterek, duvar seviyesine kadar toprak dolgu yaptığını, kendi taşınmazına rüzgarın etkisiyle toprak savrulduğunu ve yağmur sularının aktığını belirterek elatmanın önlenmesini ve eski hale getirilmesini istemiştir. Davalı ise duvarın zaruri nedenlerle yapıldığını, imara uygun olduğunu ve davacının herhangi bir zararının bulunmadığını bildirmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Davalının söz konusu eylemleri nedeniyle bir zararın gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmiş değildir. Bilirkişilerce doğabilecek zarar değil, varsa gerçekleşmiş zarar tespit ettirilmelidir. Bu nedenle uzman bilirkişiler marifetiyle mahallinde yeniden keşif yapılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulmazı gerekmiştir.
Kabule göre de, mahallinde 17.05.2010 tarihinde yapılan 2. keşif ücretini 14.05.2010 tarihli makbuz ile davalı vekilinin yatırdığı sabit iken, hüküm kısmında bu masrafında davalı taraftan tekrar tahsiline karar verilmesi de yerinde değildir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının yatırana iadesine, 23.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.