YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/375
KARAR NO : 2011/4408
KARAR TARİHİ : 05.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.06.2010 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davalı … aleyhine açılandavanın kabulüne, davalı … … aleyhine açılan davanın husumetten reddine dair verilen 04.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.04.2011 günü için yapılan tebligata gelen olmadı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı vaat borçlusu …, vekilinin diğer davalı … değil … olduğunu, vekili olan …’ün 10.04.2008 tarihinde öldüğünü, davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı … …, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, vekil olduğu anlaşılan davalı … … hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine, davalı … hakkındaki davanın kabulü ile 1690 sayılı parseldeki 1050/33683 payın davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan … temyiz etmiştir.
Burada öncelikle temsilin ne anlama geldiği hususu üzerinde durulması gerekecektir. Bir tanımlama yapmak gerekirse temsil; başkası nam ve hesabına işlem yapmak demektir. Başkası nam ve hesabına işlem yapma yetkisi ise “temsil yetkisi” olarak bilinir. Temsilde hukuksal işlemin tarafları ile bunu yapanlar farklı kişilerdir. Hukuksal işlem temsilci tarafından yapıldığı halde, hüküm ve sonuçları temsil edilene ait olur.
./..
2011/375 – 4408 -2-
Somut uyuşmazlıkta davalı … savunmasında, satış vaadi sözleşmesinin vekili olan … … tarafından yapılmadığını, esasen vekilin de 10.04.2008 tarihinde öldüğünü, satış vaadi sözleşmesinin hüküm ve sonuç doğurmayacağını belirtmiştir. Gerçekten, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve yasanın 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekâletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Dosya arasında, davalı …’in vekili olduğunu bildirdiği …’e verdiği vekaletname bulunmamaktadır. Sözleşme, diğer davalı … tarafından …’ün tevkil yetkisine dayanarak yapıldığından, önce bu vekaletnamenin sağlanması, davacının vekili …’e tevkil yetkisi verip vermediğinin araştırılması gerekir.
Diğer taraftan, dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, … …’nın 10.04.2008 tarihinde öldüğü, davada dayanılan 08.07.2009 tarihli satış vaadi sözleşmesinin bu tarihten sonra düzenlendiği görülmektedir. Temsilcinin ya da temsil olunan ölümü, haklarında gaiplik kararı verilmesi, hukuksal işlem ehliyetini kaybetmeleri veya haklarındaki iflas kararının ilan edilmesiyle birlikte temsil yetkisi son bulur. Ancak, yasa koyucu bu durumlara rağmen temsil yetkisinin iki halde son bulmayacağını kabul etmiştir. Bunlardan ilki, taraflarca aksinin kararlaştırılmış olması, ikincisi ise işin niteliğinden bu durumlara rağmen temsil yetkisinin devam edebileceği sonucunun çıkartılabileceği hallerdir. Aynı düzenlemeye Borçlar Kanununun 397.maddesinde de yer verilmiştir.
Mahkemece, davalılardan … vekili … …’nın hukuki durumu tartışılmamış, bu konuda bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar tüm bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.