YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/97
KARAR NO : 2011/1533
KARAR TARİHİ : 10.02.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.02.2010 gününde verilen dilekçe ile mecra hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.09.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 12 ve 3 parsel sayılı taşınmazlarının davalılara ait 13 parsel sayılı taşınmazdan geçen su arkı ile sulandığını, davalının su arkını kapattığını ileri sürerek, davalılara ait 13 parsel sayılı taşınmazdan mecra hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalı …, davacılara ait taşınmazların sınırında su kanalı bulunduğundan davanın reddini savunmuştur. Davalı … dava tarihinden önce ölü olduğundan davaya dahil edilen mirasçılarından …, davaya diyeceğinin olmadığını belirtmiş, diğer mirasçı Melihat ise, yanıt vermemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü, davalı … temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanunun 744. maddesi uyarınca mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkindir.
Türk Medeni Kanununun 744. maddesi uyarınca “Her taşınmaz maliki, uğrayacağı zararın tamamının önceden ödenmesi koşuluyla su yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik hat ve kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine katlanmakla yükümlüdür.”
Mecra irtifakı kurulması istemine ilişkin davalarda, irtifak hakkı taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine irtifak hakkı kurulması istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına mecra irtifakı kurulacak taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise, dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkin davalar, özünü komşuluk hukuku ilkelerinden alması nedeniyle yapılacak araştırma ve incelemede, öncelikle davacının mecra ihtiyacının bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. İhtiyacın saptanması halinde de, çevre taşınmazların tamamının üzerinde irtifak hakkı kurmaya elverişli olup olmadığı incelenip, hukukun genel bir ilkesi olan “fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi” uyarınca taraf yararları da gözetilerek en az masrafı gerektiren ve bundan da en az zarar görecek kişi taşınmazı üzerinden mecra irtifakının bağlanacağı su, elektirik, gaz ve benzerine ait yol ya da kaynak ile yararına mecra hakkı kurulan taşınmaz arasında kesintisiz bağlantı sağlayacak şekilde kurulmalıdır. Ayrıca mecranın niteliği, nasıl ve hangi araçlarla geçirileceği ayrıca belirlenerek kararda gösterilmelidir.
İrtifak hakkının bedeli, taşınmazların niteliğine göre uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak saptanmalı ve bedel hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Anılan maddenin son fıkrası uyarınca, istem halinde gideri davacı tarafından karşılandığında mecra hakkının tapu siciline kaydına da karar verilmelidir.
Bu genel açıklamalardan sonra dava konusu olaya gelince;
Tapu kayıtlarından, 12 parselin davacı …, 3 parselin 1/2 payının davacı …, 13 parsel sayılı taşınmazın ise, 2/3 payı davalı …, 1/3 payının da davalı … adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Gerek Türk Medeni Kanunu, gerekse Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölü kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır. Eldeki davada, dava tarihinden önce, 17.04.2005 tarihinde ölen davalı …’e husumet yöneltilmiş, adı geçenin ölü olduğunun anlaşılması ile mirasçılarının davaya dahil edilerek yargılama yapılmıştır. Mecra kurulan 13 parsel sayılı taşınmazın paydaşı …’in mirasçılarına karşı usulüne uygun bir dava açılarak, bu dava ile eldeki dava birleştirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Diğer taraftan, mahkemece, hükme esas alınan 12.08.2010 günlü fen bilirkişi raporunda, 14, 11, 13 parsel sayılı taşınmazların kesiştiği noktadan başlayıp, 13 parsel içerisinde yola, yolun altından da geçirilerek 3 parsel sayılı taşınmaza ulaşan 1.seçenekten mecra hakkı kurulmuş, davacı …’ın maliki olduğu 12 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili mecra hakkı kurulmamıştır. Zorunlu su mecra irtifakı kurulmasına ilişkin istemlerde, isteği öne süren kişinin zorunlu su mecra hakkı kurulmasına ihtiyacı olup olmadığının saptanması, taşınmazının bu ihtiyacını karşılama olanağı olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması, su ihtiyacı varsa bunu kendisinin aşırı zahmet ve gidere katlanarak başka yoldan sağlayıp sağlamayacağının araştırılması gerekmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, dava öncesi yapılan tespit sonucu alınan 02.07.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda 3 parsel sayılı taşınmazın batı sınırında su arkının bulunduğu belirtilmiş, eldeki davaya sunulan bilirkişi raporlarında bu husus değerlendirilmemiştir. Mecra hakkı kurulurken gözetilmesi gereken komşuluk hukuku ilkeleri ile hukukun genel bir ilkesi olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi gözden kaçırılarak, yararına mecra kurulan taşınmazın su ihtiyacını başka yoldan sağlayıp sağlamayacağı araştırılmadan davanın kabulü doğru görülmemiştir. Ayrıca, mecra ile yükümlendirilen 13 parsel sayılı taşınmazın kuzeybatı köşesine nereden su sağlandığı raporda gösterilmemiş, kaynaktan
davacı taşınmazına kadar kesintisiz biçimde mecra kurulmaması da doğru değildir.
Bunların yanında, davalılara ait taşınmazdan kurulan irtifak hakkı bedeli yerine, davacının irtifak hakkı için yapacağı giderler belirlenmiş, bu bedel hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmemiştir. Mahkemece, irtifak hakkı bedeli, taşınmazların niteliğine göre uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak saptanmadan ve bedel hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmeden davanın kabulü de doğru bulunmamıştır.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar bir yana bırakılarak eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 10.02.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.