YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/22936
KARAR NO : 2013/11926
KARAR TARİHİ : 21.05.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … Karakülah tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkili işçinin davalıya ait okulda öğretmen olarak görev yaptığını, sağlık sorunları nedeniyle iş sözleşmesini feshettiğini, davalı işverence işçiye tazminatlarının ödeneceğinin söylendiğini, işçilik alacaklarının işveren tarafından ödenmediğini beyanla, kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğunu, müvekkili işverence, davacının sorumluluğu altındaki öğrenci sınıfını beşinci sınıfın sonuna kadar okutması halinde süre sonunda işten ayrıldığında tazminatlarının ödeneceği sözünü verdiğini ve fakat davacının bu süreyi de beklemediğini, dolayısıyla kıdem tazminatına hak kazanmadığını, işyerinde fazla çalışma yapılmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıya kıdem tazminatı ödeneceği yolunda işverence güven verilmesine rağmen daha sonra bu ödemeden kaçınılmasının güven ilkesi ve dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği, bu sebeple davacı işçinin kıdem tazminatına hak kazandığı, işyerinde haftalık beş saat fazla çalışma yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında, davacı işçinin kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı noktalarında uyuşmazlık bulunmaktadır:
1-Somut olayda, davalıya ait işyerinde sınıf öğretmeni olarak çalışan davacı işçi, 06.08.2010 tarihli fesih bildirimiyle, sağlık sorunlarından dolayı iş sözleşmesini feshettiğini davalı işverene bildirmiştir. Dava dilekçesinde ayrıca, işyerinden benzer sebeplerle ayrılan işçilere işverence kıdem tazminatlarının ödendiği, davacıya da tazminatının ödeneceği söylenerek güven verildiği iddia edilmiştir. Mahkemece, davalı vekilinin sunduğu cevap dilekçesinde yer alan “tüm haklarının davacıya verileceği bildirilmesine rağmen davacının haksız bir şekilde dava açtığı” yönündeki ifade nazara alınarak, davacıya kıdem tazminatı
ödeneceği yolunda işverence güven verildiği kabul edilmiş ve kıdem tazminatı alacağı hüküm altına alınmıştır. Ne var ki, davaya cevap dilekçesindeki ifadelerin bir bütün halinde değerlendirilmesinden, anılan ifadenin, işverenin işçiye tazminatının ödeneceği yönünde güven verildiğinin ikrarı olarak değerlendirilemeyeceği, aksine dilekçede, davacının, sorumluluğu altındaki öğrencilerin beşinci sınıfı bitirdikten sonra işten ayrılması halinde tazminatlarının ödeneceği sözünün verildiği açıklamaları bulunmaktadır. Hal böyleyken, yazılı gerekçeyle kıdem tazminatı alacağına yönelik talebin kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Yazılı fesih bildiriminde gösterilen nedenle birlikte, eşit işlem borcuna aykırılık ve dürüstlük kuralına aykırılık iddialarının, davacı işçi tarafından kanıtlanamadığı nazara alındığında, kıdem tazminatı alacağı talebinin reddine karar verilmesi gereklidir.
2-Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda, dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesinden, işyerinde haftaiçi 08:00-16:00 saatleri, Cumartesi günü 09-12:30 saatleri arasında çalışıldığı, ayrıca haftanın Cuma günleri ilaveten 16:00-19:00 saatleri arasında zümre toplantıları sebebiyle çalışmanın yapıldığı anlaşılmaktadır. Ara dinlenme süreleri de nazara alındığında, davacının bu çalışma düzenine göre haftalık çalışma saati kırkbeş saati aşmamaktadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, varsayımsal bir değerlendirmeyle, davacının yılın Eylül ila Mayıs ayları arasında haftalık beş saat fazla çalışma yaptığının kabulü hatalı olmuştur. Bir kısım taraf tanıklarınca, ayda bir ya da üç ayda bir ihtiyaca göre yapılan veli toplantıları, yılda bir kaç Pazar günü çalışması, bazı günler öğrenci servislerinin beklenilmesi ve benzeri sebeplerle çalışma saatinin uzadığı veya değiştiği ifade edilmiş ise de, anılan çalışmaların arıziliği ve çalışma saatleri hususunda tanık anlatımlarındaki muğlaklık nazara alındığında, fazla çalışma süresi hesabında değerlendirilmesi mümkün olmamaktadır. Anılan nedenle, davacı işçinin fazla çalışma yaptığı yönündeki iddiasını kanıtlayamadığından, fazla çalışma ücreti alacağın reddi yerine, yazılı şekilde kabulü bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.