YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4260
KARAR NO : 2011/329
KARAR TARİHİ : 28.01.2011
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
Taraflar arasında kadastro tespitinden … dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 116 ada 14 parsel sayılı 1058757,14 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan söz edilerek davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı … …, yasal süresi içinde satış ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne,116 ada 10 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile çekişmeli taşınmazın bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen 735,61 metrekare ve (C) harfi ile gösterilen 2007,79 metrekare yüzölçümündeki bölümlerinin davacı adına tespit edilen 116 ada 10 parsel sayılı taşınmaza eklenerek 116 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 8360,93 metrekare yüzölçümü ile davacı … … adına, 116 ada 14 parsel sayılı taşınmazın geri kalan 1.055.923,93 metrekare yüzölçümündeki bölümünün ise tespit gibi davalı Hazine adına tesçiline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemenin 11.02.2010 tarihli kısa kararında “davanın kısmen kabulüne, 116 ada 14 parselin kadastro tespitinin iptaline” karar verilmişken, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında 116 ada 10 parselin kadastro tespitinin iptaline karar verilmiş, gerekçeli kararın birinci paragrafında 116 ada 14 parselin davalı olduğundan söz edilmişken, yargı bölümünde ise davacı adına tespit edilen 116 ada 10 parselin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap koşullarının oluştuğu tartışılmış, 14.08.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen çekişmeli taşınmaz bölümü 2097,79 metrekare iken hüküm fıkrasında (C) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü 2007,79 metrekare yazılmıştır. Bu suretle kısa kararla gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratıldığı gibi, doğru sicilin oluşturulmadığı da anlaşılmaktadır. HUMK’nun 382, 388 ve 389. maddeleri gereğince kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Kararların farklı ve çelişkili olması mahkemelere olan … ilkesini zedeler. Bu durum 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas ve 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi bozma nedenidir. O halde, önceki kararla bağlı kalınmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle yeniden bir hüküm kurulması gerekli olup, davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı olan hükmün BOZULMASINA, 28.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.