YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4298
KARAR NO : 2010/128
KARAR TARİHİ : 26.01.2010
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen 07.04.2009 gün ve saatte temyiz eden … ile aleyhine temyiz istenilen … vekili Avukat … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı, davalı adına tapuda kayıtlı bulunan 3006 ada 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacının davası, çekişmeli taşınmazın kök murisi …’ya ait olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Dosya içine getirtilen belgelerden, çekişme konusu 3006 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 1954 yılında yapılan kadastro sırasında 127 ve 128 parsel numaralarıyla tespit görüp Kadastro Mahkemesi’nin 1956/353 Esas, 1957/22 Karar sayılı ilamıyla tevhit edildikten sonra birden fazla parsel olarak ifrazen tesciline karar verilen taşınmazlardan ifraz ve imar uygulaması sonucu geldiği anlaşılmaktadır. Kadastro tespiti 1954 yılında yapılmış, yukarıda sözü edilen Kadastro Mahkemesi kararı ise 18.02.1958 tarihinde kesinleşmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince “Tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.” maddede sözü edilen 10 yıllık süre hak düşürücü süre olup mahkemece re’sen dikkate alınması gerekir. Somut olayda kadastro tespitleri, Kadastro Mahkemesi kararı sonucu 18.02.1958 tarihinde kesinleşmiştir. Hal böyle olunca davacının davasının 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsiz ise de hüküm sonucu itibariyle doğru bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün ONANMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 625.00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 26.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.