YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3335
KARAR NO : 2012/634
KARAR TARİHİ : 02.02.2012
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVACILAR : … ve ARKADAŞLARI
DAVALILAR : … ve ARKADAŞLARI
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 102 ada 8 parsel, 108 ada 161, 228 ve 259 parsel, 111 ada 13 ve 50 parsel, 124 ada 86 parsel, 128 ada 36 parsel, 129 ada 7 ve 14 parsel, 130 ada 2 parsel, 136 ada 3 parsel sayılı 12.528,38, 7.560,93, 2.093,15, 3.791,17, 3.695, 12.032,45, 770,68, 3.518, 1.111,51, 1.192,70, 153,70 ve 4.260,12 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, mahkeme kararı nedeniyle davalı … adına, 124 ada 84 parsel sayılı 18.156,36 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği, irsen intikal ve taksim nedeniyle dava dışı … Songur ve arkadaşları adına, 124 ada 97 parsel sayılı 1.908,86 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına, 124 ada 98 parsel sayılı 4.500,76 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tesbit edilmiştir. Davacı … ve arkadaşları, irsen intikal iddiasına dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anaysasının 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında “aleni yargılama ilkesi” ve “hukuki dinlenilme hakkı” da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Anılan prensipler, mahkemelerce duruşmada tefhim edilen hüküm sonucu ile gerekçeli kararın uyumlu olmasını zorunlu kılmaktadır. Nitekim, 10.04.1992 tarih 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Bileştirme Kararı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388 ve 389. maddeleri ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı …K.nun 298. maddesi hükümleri de gerekçeli kararın, tefhim edilen kısa karara uygun bulunmasını gerektirmektedir. Ne var ki, mahkemenin 06.11.2009 tarihli son celsesinde tefhim edilen kısa kararda “davanın reddine” karar verildiği halde gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “Davacılar tarafından atiye terk edilen 124 ada 84,97 ve 98 parseller yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer taşınmazlar açısından davanın reddine” karar verilmek suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Mahkemece, gerekçeli karar ile kısa karar arasında çelişki yaratılması, adalete güven ilkesini zedelediği gibi, yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı prensibine, yasa hükümlerine ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olup, isabetsizdir. Kabule göre de Kadastro Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, dava konusu tüm parseller hakkında sicil oluşturacak şekilde hüküm kurulması gerekirken çekişmeli taşınmazların bir kısmı yönünden , davacılar tarafından davalarının atiye terk edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, bir kısmı yönünden de davaları esastan reddedildiği halde tescil hükmü kurulmaması isabetsizdir. Davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, 02.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.