YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6736
KARAR NO : 2011/4000
KARAR TARİHİ : 04.07.2011
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 134 ada 34 parsel, 134 ada 46 parsel, 111 ada 5 parsel ile 111 ada 46 parsel sayılı sırasıyla 7031,17, 8962,33, 715364,20 ve 2842,47 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan, 134 ada 34 ve 46 sayılı parseller ile 111 ada 5 parsel sayılı taşınmazlar kimsenin mülkiyet iddiasında bulunmadığı yerlerden olduğu belirtilerek Hazine adına, 111 ada 46 parsel sayılı taşınmaz ise kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı …, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine, çekişmeli parsellerin tespit gibi davalılar adına tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının temyiz itirazlarının reddi ile çekişmeli 134 ada 46 ve 111 ada 5 sayılı parsellere ilişkin hükmün ONANMASINA;
2- Davacının 111 ada 46 sayılı parsele yönelik temyizine gelince;
Dava dilekçesinde bu parselin tespit maliki olan … hasım gösterilmek suretiyle dava açılmıştır. Bu taşınmazla ilgili davacının iddiasının ne olduğu yargılama boyunca belirlenmediği gibi, mahallinde yapılan keşiflerde de, dinlenen bilirkişi ve tanıklardan bu taşınmaza yönelik herhangi bir bilgi ve beyan da keşif zaptına aktarılmamış, alınan bilirkişi raporlarında yine 111 ada 46 sayılı parsel hakkında görüş yer almamış, mahkeme gözlemi zapta aktarılmamıştır. Herhangi bir araştırma yapılmaksızın, yetersiz gerekçe ile karar verilmiştir. Doğru sonuca varılabilmesi için, öncelikle davacı çağrılarak dava dilekçesi açıklattırılıp davacının talebi kesin olarak belirlenmeli, bundan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 28/1. maddesi uyarınca, uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgiler ilgili dairelerden getirtilerek tarafların bildirecekleri deliller toplandıktan sonra, davayı kanıtlama yükümlülüğünün hangi tarafa ait olduğunu tayin ve takdir edilmek suretiyle belirlenmeli, bundan sonra ilgili tarafa, gerektiğinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca yöntemine uygun ihtarda bulunmalı ve mahallinde keşif yapılmak suretiyle davanın esası ile ilgili uyuşmazlık çözümlenmelidir.
Mahkemece bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
3- Davacının 134 ada 34 sayılı parsele yönelik temyizine gelince;
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, davacının iddiası ve mahalli bilirkişi, tanık beyanları ve ziraat bilirkişi raporlarına göre bu taşınmazın fen bilirkişisinin rapor ve krokisinde (C2) harfi ile gösterilen bölümü üzerinde 12-26 yaşlarında kayısı ağaçları ile 60-65 yaşlarında dut ağaçlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kadastro tespiti sırasında taşınmaz üzerinde tespitten önce oluşturulan muhdesatlar belirtilmemiş ve mahkemece muhdesat hususunda hüküm kurulmamıştır. 3402 sayılı Yasa’nın 19/2. maddesinde belirtildiği üzere” muhdesatın cinsinin, ihdas tarihinin tutanağın iktisap sebebi sütununda izah edilmesi, muhdesat sahibinin, tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi” zorunludur. Bu nedenlerle mahallinde yeniden keşif yapılarak, tespit günü itibarıyla ağaçların kim tarafından yetiştirildiği, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi, adedi, taşınmaz üzerindeki yeri ve dağılımını gösterir beyanlar alınıp, bilirkişilerden bu durumu belgelendiren raporlar alındıktan sonra muhdesat yönünden de hüküm kurulması gerekirken, bu hususun kararda tartışılmaması ve bu yönden hüküm kurulmaması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 04.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.