Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/13589 E. 2010/5755 K. 27.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13589
KARAR NO : 2010/5755
KARAR TARİHİ : 27.04.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı ile ortak bar işletmeleri için anlaştıklarını ve bu amaçla davalıya 20.500 pount verdiğini, ancak davalının işletmenin babasına ait olduğunu, kendisinden gizlediğini ve akabinde kendisini işletmeye sokmadığını ileri sürerek 20.500 pount karşılığı 52.102.00 TL.nin tahsilini istemiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, 15.000 ingiliz sterlininin (veya tahsil tarihindeki TL karşılığının) faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesinin, davalıya yapılan tebliğ mazbatası içeriğinden 7201 sayılı kanunun 21.maddesi uygulanmak suretiyle tebliğ edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Anılan kanunun 21.maddesine göre kendisine tebliğ yapılacak kimse gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı oy yerin muhtar veya ihtar heyeti arasından birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Tebligat Tüzüğünün 28.maddesinin 1. Fıkrası uyarınca da tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmamam sebebini bilmesi muhtemel olan komşu, kapıcı gibi kimselerden veyahut zabıta amir veya memurlarından soruşturularak vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması gerekir. Bu yön özellikle tebligat kanununun 23. ve tüzüğün 33.maddeleri hükmünde de ayrıca vurgulanmıştır. Dava dilekçesinin davalıya tebliğine ilişkin tebligat parçasının arkasındaki yazı incelendiğinde babası … …’e haber verildiği belirtilmesine rağmen haber verilen babasının tebliğ evrakına da imzasının alınmadığı saptanmıştır. Görülüyor ki tebliğ işlemi kanun ve tüzük hükmüne uygun yapılmamıştır. Oysa tüzüğün 28.maddesinin 1.fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde tebliğ memurunun gerçekten muhatabın adresine gittiği ve fakat evinde bulunmadığı tevsik edilmiş olur. O halde anılan yolda işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibret kalır ve bu durumda tebligat kanununun 21.maddesiunde öngörülen koşulla tevsik edilmiş sayılmayacağından (madde 23/7) yapılan tebliğ işlemi hukuken geçersiz duruma düşer.
Açıklanan bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava dilekçesinin davalı …’ye usulüne uygun tebliğ edilmediği ve bu suretle davalının savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, değinilen bu yön gözetilerek dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, usulsüz tebligata ve davalının savunma hakkının kısıtlanmasına rağmen yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 515.00 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 27.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.